Ümmetim, ümmetim

Ümmetim, ümmetim

Babasını hiç göremedi, annesini altı yaşında toprağa verdi. Biri dışında bütün evlatlarını kaybetmenin acısını yaşadı... Sıkıntılarla dolu ömrünün sonunda, kabrine konduğunda dudaklarının kıpırdadığı görüldü, 'Ümmetim' diyordu

Her şeyin yaratılış sebebi Muhammed aleyhisselâm…. 'Benim çektiğim hiçbir Peygambere çektirilmedi' buyuruyor… Allahü teâlânın sevgilisi O… Bu dini bizlere ulaştırmak için, insanlar yanmasın diye acıları yudum yudum içti buna rağmen...

EBVA'DA… BİR KARA TOPRAKTA…
Babacığını annesinin karnında iken kaybetti… Kokusunu duyamadı… Annesini yolda, Ebva denilen yerde ebedî âleme uğurladı. Amine validemiz oracıkta son nefesini verirken altı yaşındaydı mübarek… Annesinin baş ucunda bir sağa bir sola yürürmüş çaresiz… O yaşta anne acısı… Bir karanlık toprağa veriliyor annesi ve dadısı tarafından yüreği paramparça Mekke'ye getiriliyor…
Ey canımızdan öte Peygamber… Anneciğinin kabrinden kervanın uzaklaşırken ne hâldeydin… Dönüp kim bilir kaç kere baktın o güzel gözlerinle, o kabire son bir defa diye… O minicik yüreğin nasıl acıdı, nasıl, nasıl…
Önce dedesi Abdülmuttalib, Onun vefatından sonra amcası Ebû Tâlib üzerine titredi Âlemlerin Efendisinin…
17-18 yaşlarında Mekke'de öyle kıtlık oldu ki… Elde avuçta bir şey bırakmadı. Ebû Tâlib'in ailesi de kalabalık… Yüce Emanete sıkılı sıkıla bir teklifte bulunmak zorunda kalıyor… - Ey yeğenim. Hadîce Hatun ticaret kervanına emin kimseler arıyor. Şam'a gitmeni istemiyorum orada Yahudiler var. Sana bir zarar verebilirler ama başka çare bulamıyorum… Seni vekil olarak göndersek… Geçimimiz biraz rahatlardı…

EBÛ TÂLİB FENALIK GEÇİRDİ
Kervan hazırlandı. Sevgili Peygamberimizin akrabası, amcaları orada hazır bulundular. Peygamberimizin halası, Allahü teâlânın Resûlünü 'sallallahü aleyhi ve sellem' hizmetçi kıyafetleriyle ve devesinin yularını eline almış görünce, dizlerinin bağı çözüldü… Ah ve vah edip, gözlerinden yaş dökerek, 'Ey Abdülmuttalib… Ey Abdullah… Kabirlerinizden kalkıp, başınızı bu tarafa çevirip şu mübareğin hâlini görün' diyerek acısını dile getirdi… Ebû Tâlib mecbur kalmanın üzüntüsünden fenalık geçirdi… Resûlullah Efendimizin Hakk'ı gören mübarek gözlerinden inci gibi yaşlar döküldü… - Beni sakın unutmayın… Gurbet elde gam ve keder çektiğimi yâd eyleyin, buyurdu...
Peygamberlik vazifesi tebliğ edilince kavmi işkence üzerine işkence etti…

SİZ BANA VURUYORSUNUZ AMA…
Sevgili Peygamberimiz, bir gün müşrikleri imana davet ettiler. Ebû Cehl de orada idi. Müslüman bir cinnî, müşriklerin elindeki putun içine girip, sevgili Peygamberimizi ve İslâmiyeti anlatan güzel sözler ve şiirler söyledi. Müşrikler, bu sözleri duyunca ellerindeki putu parçaladılar ve Resûlullaha saldırdılar. Mübârek saçları darmadağın oldu. Mübârek yüzü kana boyandı. Onların bu eza ve cefâlarına tahammül gösterip; “Ey Kureyşliler! Bana vuruyorsunuz. Ama ben sizin Peygamberinizim” buyurdular.

VATANINI ÖZLEDİN Mİ?
Efendimiz, talebeleriyle birlikte nice işkencelere uzun yıllar göğüs gerdiler. Rabbimiz Hicret'e izin verdi. Ebû Bekri Sıddık hazretleriyle Hicret'e başlayacakları zaman devesini son bir defa Mekke'ye doğru çevirdi… Büyüdüğü, hatıralarının, Kâ’benin bulunduğu mübarek şehre son bir defa baktı… Cebrail aleyhisselâm geldi… - Ya Resûlallah. Vatanına müştak mısın, (özledin mi) buyurdu… O süzme nur dudaklardan hüzünle şu sözler döküldü: - Evet müştakım….
Eshab-ı kiramın hepsi de bu Hicret'te baba diyarlarını, evlerini, mallarını terk ettiler… Resûller Resûlü uğrunda…
Allahın Sevgilisi, Fatıma annemiz dışında bütün evlatlarının acısını yaşadı. Hepsi O’nun sağlığında vefat etti.

HÜZÜN SENESİ!..
Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) büyük oğlu Kāsım on yedi aylıkken vefât etmişti. Bu acı hadiseden seneler sonra, diğer oğlu Abdullah da vefat etti. Resûlullah Efendimizin mübarek gözlerinden yaşlar aktığı hâlde dağa dönüp; “Ey dağ! Benim başıma gelen şey, senin başına gelseydi, dayanamaz yıkılırdın!” buyurdular ve üzüntüsünü dile getirdiler. Hazret-i Hadîce validemizin; “Yâ Resûlallah! Onlar şimdi nerededirler?” sualine karşı da; “Onlar, Cennet’tedirler” buyurdu.
Kâinatın sultanı sevgili Peygamberimizin iki oğlunun da vefat etmesiyle, müşrikler çok sevindiler. Ebû Cehl gibi kâfirler, bunu fırsat bilerek; “Artık Muhammed ebterdir, nesli kesilmiştir. Neslini devam ettirecek erkek çocuğu kalmamıştır. Kendisi de vefat edince adı sanı unutulacaktır” diye etrafa yaygara kopardılar. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Kevser sûresini indirerek Resûlünü teselli etti. Mealen; “(Habîbim!) Hakîkat, biz sana Kevser’i verdik (Kevser havuzunu, pek çok hayrı ihsan ettik). O hâlde Rabbin için namaz kıl. Kurban kes... Doğrusu sana (nesli kesik deyip) dil uzatandır, hayırsız ve nesli kesik... (Sana ebter diyen kimsenin kendisi zürriyetsiz, şerefsiz ve namsızdır. Sana gelince, Habîbim, senin pak neslin, şan ve şerefin kıyamet gününe kadar devam edecektir.
Ahirette de sana akla gelmeyecek nice büyük şerefer tahsis edilmiştir)” buyuruldu.

UFUKTA GÜNLERİN EN KARASI GÖRÜNDÜ
Şuracıkta anlattığımız ne kadarı ki... Allahın Sevgilisi savaşlarda en yakınlarını bir bir kaybetti... Eshâbının acılarını tattı... Defalarca yara aldı... Bununla birlikte geceleri secde ettiği toprak göz yaşlarıyla çamur olurdu...
Ve bütün Eshâb-ı kiram 'aleyhimürrıdvan' için hüzünlerin en büyüğü geldi bir gün… Resûlullah aleyhisselâm da 'Ümmetim…Ümmetim…' diye diye ayrıldılar bu fâni âlemden…
Hazret-i Ömer, kabullenemedi ayrılığı… Yanına geldi… Üzerindeki örtüyü kaldırdı… 'Resûlullah hastalığının şiddetinden bayılmış. Ama baygınlığı çok ağır' dedi.. Aklı gideyazdı… Mescide döndü… Kılıcını çekti. – Kim Muhammed aleyhisselâm öldü derse, boynunu vururum, diye bağırdı…
Hazret-i Osman… Resûlullahın damadının dili tutuldu. Üç gün konuşamadı…
Hazret-i Ali… Ölü gibi hareketsiz kaldı Allah’ın arslanı…
Hazret-i Ebû Bekri Sıddık… O an evindeydi. Karalar karası haberi alır almaz yanına koşturdu sevgilisinin. Baktı ki nur saçıyor. Kollarını, ayaklarının altını öptü…
- Mematın da hayatın gibi ne güzel ya Resûlallah, dedi…

SON GÖREN KUSEM BİN ABBAS
Kusem bin Abbas hazretleri, Resûlullah Efendimizin defin hizmetiyle şerefleniyordu. Kabirdeki hizmet bitince en son o çıktı. Dedi ki: Resûlullah’ın mübârek yüzünü en son gören benim. Kabrinde mübârek dudakları kıpırdıyordu. Üzerine eğilip kulak verdim. “Ya Rabbi! Ümmetim!.. Ya Rabbi! Ümmetim!..” diye yalvarıyordu.

30.04.2021 - 03:02