Canı sevgiliye feda

Canı sevgiliye feda

Hicrette Sevr ma-ğarasındaki bütün yılan deliklerini gömleğiyle tıkar fakat bir tanesi açık kalmıştır, oraya da topuğunu dayar

(dünden devam)
Annesi; “Ne yersin, ne içersin?” diye sorsa da, Hazret-i Ebû Bekr, Resûlullahı sağ ve salim görmedikçe hiçbir şey yiyip içmeyeceğine yemin eder ve, “Hattab’ın kızı Ümmü Cemil’e git, Resûlullah’ı ondan sor!” der. Hazret-i Ömer'in kız kardeşi gelir ve Ebû Bekri Sıddık’ı perişan hâlde görünce feryad eder, “Sana bunu yapan bir kavim, muhakkak azgın ve taşkındır. Allahü teâlâdan dileğim, yaptıklarının karşılığını bulmalarıdır” der. Alemlerin efendisinin Erkam'ın evinde olduğunu söyler...
Hep birlikte düşe kalka oraya giderler.
Resûlullah aleyhisselam can dostunun hâlini görünce çok üzülürler. Sıddık-ı ekber efendimizin iyi olduğunu görünce gözyaşlarıyla Allahın Resûlüne sarılır...

MUSİBET BANA GELSİN
Ebû Bekr-i Sıddık hazretleri Mekke'deki çileli yıllarda hep efendimizin yanındadır. Hicret izni gelince ikinci bir kula nasip olmayan devlete kavuşur. Resûlullah efendimizle birlikte hicret ederler.
Mekke'den çıkıp Sevr mağarasına giderken Hazret-i Ebû Bekir, Resûlullahın çevresinde, bazen sola, bazen sağa, öne, arkaya gider. Peygamberimiz, niçin böyle yaptığını sorunca der ki, "Etraftan gelecek bir tehlikeyi önlemek için. Eğer bir zarar gelirse önce bana gelsin. Canım yüksek zatınıza feda olsun yâ Resûlallah!.."
Efendimiz, "Yâ Eba Bekr! Başıma gelecek bir musibetin, benim yerime, senin başına gelmiş olmasını ister misin?" diye sorunca, "Evet yâ Resûlallah! Seni hak dinle, hak peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemîn ederim ki, gelecek bir musibetin, senin yerine, benim başıma gelmesini isterim..." cevabını vererek bağlılıkların en güzelini gösterir.

MAĞARA ARKADAŞI
Sevr mağarasına varırlar. Aziz dost, "Allah için yâ Resûlallah, içeri girmeyin! Ben gireyim, orada zararlı bir şey varsa, bana gelsin, mübarek zâtınıza bir keder, bir elem değmesin..." der.
Müsaade buyurulur... Sıddık-ı ekber içeriyi kontrol eder. Duvarda yılan delikleri görür. Hemen gömleğini parçalar. Bütün delikleri tıkar. Fakat yere yakın tarafta bir tane daha vardır ki, gömlek yetişmez... Oraya da ayak topuğunu dayar. Efendimizi içeri davet eder. Âlemlerin efendisi çok yorgun olduğu için o güzel başını dostunun dizine dayar ve hemen uyurlar...
Bir müddet sonra çıkacak delik bulamayan bir yılan gelip Ebû Bekr'i Sıddık'ın ayağını sokar. Dişini sıkar mübarek. Kendisi ölse bile, Resûlullah rahatsız olmamalıdır zira...
Tam yedi defa ısırır yılan. Zehir vücuduna yayılır, ya acısı... Sonuncuda insanlık icabı o güzel gözlerinden yaş süzülür ve Allahın Resûlünün mübarek yüzüne damlar. Efendimiz uyanırlar ve aziz dostunun hâlini görürler. Durumu öğrenince mübarek tükürüğünden yaraya sürerler. Bir mucize olarak yara hemen iyileşir ve zehrin vücuda dağılması durur...

SANA SADECE İNSANLAR MI ÂŞIK...
O delikten siyah bir yılan çıkar. Efendimiz yılanı azarlar.
Yılan dile gelir ve şu sözleri söyler: "Yâ Habîbi rahmân! Ey insanların ve cinnin Peygamberi! Senin âşıkın sâdece insanlar değildir. Belki hayvân zümresinden kuşlar, yılanlar, karıncalar, cemâline âşıkdır. Hattâ ben kulun, birçok yaşlı, gözü nemli, kendi cinsimiz olan büyüklerimizden yüksek vasflarınızı dinleyip, ışık saçan yüzünüzü görmeğe müştak ve hayrân ve kendinden geçmiş, şaşkın şeklde ağlıyarak mâl ve mülkümü terk edip âşık divânen olmuşdum. Bu mağarayı şereflendireceğini öğrenmişdim. Onun için nice zemândan berî, bu sıkıntılı mağarada gece gündüz demeyip, yolunuzu bekliyordum. Böylece, sizin burayı teşrîfiniz ile, ayrılık acısına ve içimdeki derde merhem edeyim. Çünki, en mes’ûd bir zemânda, bu karanlık mağarada, arkadaşın [mağaraya girince], sabâh güneşi gibi zâhir olup, devlet güneşim doğdu. Ammâ ne var ki, arkadaşın yine perde oldu. Bu sebeble korku ve hayâ ben kulundan kalkıp, zarûrî olarak, bu küstahlık benden vâkı’ oldu" (Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn)

BÜTÜN AMELİM ONUN BİR GECESİ
Bir gün Hazret-i Ebû Bekir'in ismi geçince, Hazret-i Ömer şöyle der: "Ömrümdeki bütün amelimin Ebû Bekrin, bir gün ve gecelik ameli gibi olmasını isterdim. Onun o mesut gecesi ki, Resûlullah ile birlikte mağaraya gitti. Mağaraya varınca, "Allah için, ya Resûlallah içeri girmeyin! Ben gireyim, içerde zararlı bir şey varsa, bana gelsin, mübarek zâtınıza bir keder, bir elem gelmesin" dedi ve içeri girdi, içeriyi süpürüp temizledi. Sağında solunda bir çok irili ufaklı delikler gördü. Hırkasını parçalayıp, delikleri kapadı. Sonra Resûlullaha, içeri girmesini söyledi. Resûlullah içeri girdi ve mübarek başını Hazret-i Ebû Bekir'in kucağına koyup uyudu.”

OĞLUNA KILIÇ ÇEKTİ
Aziz dost, Medine'de de hep Sevgilinin hizmetindedir. Bütün savaşlarda yanında bulunur. Bedr savaşında oğlunu müşrikler safında görünce kan beynine çıkar. Karşı taraf er dileyince oğluna karşı çıkmak için kılıcına davranır, Resûlullah efendimiz mâni olurlar. "Yâ Eba Bekr! Bilmez misin ki, sen benim, gören gözüm, işiten kulağım yerindesin...” buyurarak çarpışmaktan men ederler.
Resûlullah efendimiz buyurdular ki: (Bize her nimeti veren ve iyilik eden kimseye karşılığını verdik. Ebû Bekr’in iyilik ve ikramının karşılığını veremedik. Hak teâlâ kıyamette ona karşılığını verir. Ebû Bekr’in malının fayda verdiği gibi, bir kimsenin malı bana fayda vermedi. Eğer ben dost edinseydim, Ebû Bekri dost edinirdim. Lakin bilmiş olun, sizin sahibiniz, Allahü teâlânın dostudur.) [Mesabih]
(devamı yarın)

02.05.2021 - 05:49