Yarım kefenli şehit

Yarım kefenli şehit

El bebek gül bebek büyütülen Mus’ab, Allah ve Resûlü yolunda yamalı elbiselere bürünür. Uhud'da şehid olduğunda onu tam anlamıyla saracak kefeni bile yoktur

ÖMER ÇETİN ENGİN

Mus’ab bin Umeyr (radıyallahü anh) Allah Resûlünün yolunda nasıl yürünür, nasıl mal, can kısacası dünya bırakılır bir mektep... 
Kureyş’in asil ve zengin bir ailesine mensuptur. El bebek gül bebek yetiştirilir. Fakat İslâm'a gelmeden önce de sahte cemiyet hayatından, üç kuruş için yalanla yapılan alış verişlerden nefret eder. Bunlardan biri de babasıdır. Annesi ona her ne kadar düşkün olsa da babası güya ona zengin olmanın yolunu öğretecektir. Fakat ayak üstü müşterilerine attığı kazıklar, buna sebep olan şeytani zekâsı Mus’ab için hayatı çekilmez yapar. 
Beklemektedir... Hayat bu değildir. İnsanların zulümleri ve gariplerin ezilmesi onun için dayanılacak gibi değildir. Bir kurtuluş yolu yok mudur? İşte böyle bunaldığı gençlik zamanında Allahın Son ve Şanlı Peygamberi Muhammed aleyhisselâm dîn-i İslâm’ı tebliğe başlarlar. Peygamberimizin mübarek sözlerini işitince, kalbinde büyük bir muhabbet tutuşur. O’na kavuşmak arzusu ile yerinde duramaz ve Dâr-ül Erkâm’a gidip Müslüman olur. 

EZİYETLER BAŞLIYOR
Bunu duyan anne ve babası, evet öz anne ve babası ona işkence etmeye başlar. Dîninden döndürmek için, evlerindeki mahzene hapsetmekten tutun, günlerce aç ve susuz bırakıncaya kadar bir küfür kudurmuşluğu ile saldırırlar mübareğe. Arabistan’ın yakıcı güneşi karşısında, ağır ve tahammülü zor işkenceler yaparlar. 
Fakat Mus’ab bin Umeyr'in kalbi sevgilisinin aşkıyla tutuşmuştur bir kere. En ufak bir gevşeklik göstermeden tahammül eder bu acılara. Hatta özellikle annesinin imanla şereflenmesi için büyük gayret gösterir. Fakat hidayet Allahü teâlânın bileceği ve dilediğine vereceği bir şeydir.  

ALLAH’IN NURLANDIRDIĞI KALP
Dedik ya el bebek gül bebek büyümüş olan Mus'ab imanı ve sevgilisi uğrunda yamalı elbiselere bürünür. Öyle bir tablo vardır ki, yürek yakar, göz yaşartır. O tabloyu Allah’ın Arslanı Hazret-i Ali “kerremallahü vecheh” şöyle anlatırlar: “Resûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus’ab bin Umeyr geldi. Üzerinde, yamalı bir elbisesi vardı ve acınacak hâlde idi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), onun bu hâlini görünce, mübârek gözleri yaşla doldu. Mus’ab’ın çektiği bu işkence ve fakirliğe rağmen, dininden dönmemesi üzerine; “Kalbini, Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın. Anne ve babasının onu, en iyi yiyecek ve içeceklerle beslediklerini gördüm. Allahü teâlâ ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir” buyurdu.

MEDÎNE, İSLÂM İLE IŞIL IŞIL
Gel zaman git zaman Medine'de Hazret-i Es’ad bin Zürâre ve arkadaşlarının gayretleriyle İslâmiyet her evde konuşulmaya başlanır. Öyle ki öteden beri düşman olan Evs ve Hazrec kabileleri bir araya gelir, İslâmiyeti daha iyi öğrenebilmek için Resûlullah Efendimizden bir muallim isterler, Şanlı Peygamber Hazret-i Mus’ab bin Umeyr’i hoca olarak Medîne’ye gönderir.
Hazret-i Mus’ab burada İslâm tarihine altın harflerle geçecek hizmetler görür. Onun güzel yüzünü gören, tatlı sözünü işiten, hele hele Kur’ân-ı kerîm tilavetini dinleyen hemen Müslüman olur. Medine’de tekbir sesleri yükselmeye başlar. Fakat öyle biri vardır ki, ah o da müslüman olsa ne güzel olur...
Sa’d bin Muaz’dır o kimse... Evs kabîlesi reisi... Mus’ab’ı evinde misafir eden Es’ad da teyze oğludur. Çok kızar ama bir şey diyemez ve Üseyd bin Hudayr’ı yollar ve, “Mahallemize git, gelen şu kişiyi gör, ne yapacaksan yap. Es’ad benim teyzemin oğlu olmasaydı, bunu sana havale etmezdim” der. Üseyd, hazret-i Mus’ab’ı kovmak için gittiği evden Müslüman olarak ayrılır. Bunu gelip söylediğinde Sa’d çok kızar ve doğruca Es’ad’ın evine gelir. Onun da gayesi hazret-i Mus’ab’ı kovmaktır ama o da o nurlu evden nurla ayrılır. Müslüman olur. Gelip reisi olduğu kabilesinin de Müslüman olmasına sebep olur. 

SENET-ÜS-SÜRÛR
Bu hadiseden kısa bir müddet sonra, bütün Medine halkı, Evs ve Hazrec kabileleri İslâmiyeti kabul ederler. Her ev İslâm nuruyla aydınlandır. Sa’d bin Mu’az ve Üseyd bin Hudayr, kabilelerine ait bütün putları kırarlar. Bu durum sevgili Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) bildirilince, çok memnun olurlar. Mekkeli müslümanlar sevinç içindedir artık. Bu sebeple o seneye (m.621) senet-üs-sürûr (sevinç yılı) denir.
Bu büyük fethin ve sonrasında gelecek yeni fetihlerin temelinde Mus’ab bin Umeyr hazretlerinin işte o muallimliğinin büyük payı vardır. Bedr'de Peygamberler Sultanı’nın sancağını taşıyan Mus’ab bin Umeyr, Uhud’da da İslâm ordusunun iki ateş arasında kaldığı o acı hercümerç içinde canını ortaya koyarak Efendimizi korur. 
Fakat öyle bir an gelir ki İbn-i Kamîa denilen zırhlı kâfir Hazret-i Mus’ab’ın sancak tutan sağ eline kılıcını indirir. Sağ eli kesilen Mus’ab, canından üstün tuttuğu mübarek İslâm sancağını yere düşürmeden sol eline alır. O esnada; “Muhammed (aleyhisselâm) Resûldür. Ondan önce de Resûller gelmiştir” meâlindeki âyet-i kerîmeyi okur. İbn-i Kamîa, bu defâ kılıcını Hazret-i Mus’ab’ın sol eline indirir. Sol eli de kesilen şanlı sancakdâr, İslâm sancağını yere düşürmez. Kahraman sahabi, sancağı kolları ile tutup gövdesine bastırarak dalgalandırmaya devam eder. İbn-i Kamîa, bu defa mızrağını şanlı sahabinin vücuduna saplar. O da, diğer arkadaşları gibi şehid olarak âhirete göçer.

İLERİ YÂ MUS'AB! İLERİ!
Hazret-i Mus’ab yere düşerken şanlı İslâm sancağı yere düşürülmez, onu hemen Mus’ab’ın suretine giren bir melek kapar. Sevgili Peygamberimiz; “İleri yâ Mus’ab! İleri!” buyurduğunda sancağı tutan melek; “Ben Mus’ab değilim” der. O zaman, Kâinatın Sultanı Efendimiz, onun melek olduğunu anlayıp sancağı Hazret-i Ali’ye verir.
Mus’ab bin Umeyr hazretlerine kefen olacak bir şey bulunamaz. Kendi kaftanı mübarek vücudunu tam örtemez. Baş tarafına örtseler ayakları, ayak tarafına örtseler başı açıkta kalır. Habîb-i ekrem Efendimiz; “Baş tarafını kaftanla, ayaklarını ise ızhır otu ile örtünüz” buyururlar. Hayatını İslâm’a hizmetle geçiren ve bu uğurda şehîdlik mertebesine kavuşan bu mutlu sahabi, dünyadan yarım kefen ile ayrılır.

06.05.2021 - 02:32