Şefkat deryaları

Şefkat deryaları

Çektikleri çileleri sevgiliden bilmişler, sevgili gelmiş onlara yaşadıkları. Hatta kendilerine o eziyeti çektirenlerin de affolması için yakarmışlar… Öylesine şefkat var ki sinelerinde… Öylesine nurlarla dolmuş ki kalpleri, kıyamamışlar kimseye hatta karıncalara bile…

Allahü teâlânın dostları evliyalar… Şefkat ummanları… Hayatlarını inceliyoruz... Kendilerini sevmeyerek, Resûller Resûlüne (sallallahü aleyhi ve sellem) âşık olarak, O’nun ahlakına kavuşarak, kavuşmuşlar o sevgililiğe… Sen yeter ki kırılma ben kırılırım, sen yeter ki üzülme ben üzülürüm demişler bütün zerreleriyle… Kendilerini hiç düşünmemişler. Feda etmişler rahatlarını Allahın kulları için… Çektikleri çileleri sevgiliden bilmişler, sevgili gelmiş onlara yaşadıkları. Hatta kendilerine o eziyeti çektirenlerin de affolması için yakarmışlar… Öylesine şefkat var ki sinelerinde… Öylesine nurlarla dolmuş ki kalpleri, kıyamamışlar kimseye hatta karıncalara bile…
Hep böyle evliyalar… Çünki örnek aldıkları hocaları, hepsinin hocası Ebû Bekri Sıddık (radıyallahü anh) ve O’nun da biricik aşkı ve hocası Muhammed aleyhisselâm öyleydi…
* * *
Uhud… Öyle bir an ki, Eshâb-ı kirâm iki ateş arasında kalmış… Resûlullah ‘sallallahü aleyhi ve sellem’ o anı, - Uhud’da öyle bir an oldu ki. Sağımda Cebrail, solumda Talha bin Ubeydullah’dan başka kimsenin bulunmadığını gördüm, diye tarif buyuruyorlar.

O KAN YERE DAMLASAYDI…
İşte o anda bir düşman uzaktan taş atıyor, Allahın Sevgilisinin temizler temizi yüzüne… Taş ribaiyye dişini şehit ediyor… İbni Kamia denen alçak da gelip kılıcıyla vuruyor Rabbimizin Habibinin pak yüzüne… Başlarındaki miğferin halkası mübarek yanağına batıyor… Darbenin etkisiyle yanları üzere bir çukura doğru düşüyorlar…
Allahü teâlâ, Cebrail aleyhisselâma, - Hemen yetiş… Habibimin kanı yere damlamasın, buyuruyor…
Yüce melek o anda 4. kat göktedir. Hemen yetişir. Kanadını Âlemlerin Efendisinin yüzünün altına serer. Ve der ki, - Ya Resûlallah. Bir damla kanın yere damlasaydı, kıyamete kadar yerde tek ot bitmezdi…
Eshâb-ı kirâmın aklı başından gidiyor Sevgili ve Şanlı Peygamberimizi böyle görünce… Hemen yanına yetişiyorlar… O tatlı yüzü kanlar içinde görünce ciğerleri yırtılıyor… - Ya Resûlallah, size bunu yapanlara ne olur beddua edin, diye yalvarıyorlar…
Yüce Peygamber açıyor ellerini… - Ya Rabbi… Kavmimi affet, bilmiyorlar, duasında bulunuyorlar…

ARŞ’TAN YAĞAN RAHMET
Ebû Bekri Sıddık’ın kapısına bir gün bir fakir gelir, – Ya Ebû Bekr der, 12 bin akça borcum var. Başka çarem kalmadı kapına geldim, der...
Allah Sevgilisinin dostu elinde ne var ne yok dağıtmıştır o anda… Elinde bir şey olmadığını söyler içi acıyarak. Ama gelen diretir. – Ya Ebâ Bekr… Senin kapına gelen boş dönmez bilirim…
-Sen yarın gel der... Hemen bir Yahudi’ye gider. Bu miktarı borç ister ve filan zaman veririm der. Yahudi, - Veremezsen ne olacak der… Cevaba bakınız: - Veremezsem beni kendine köle eder, satarsın…
O garibin işini görür Sıddık-ı Ekber… Borcu ödeme vakti gelir. Ama yok… Yola çıkar köle olmak için… Kızı Aişe annemize gider… - Ey kızım. Hakkını helal et. Baban bir Yahudi’ye köle olmaya gider…
Aişe annemiz beyninden vurulmuşa döner… Tiril tiril baba acısı hançer gibi saplanır yüreciğine… Baba, kız ağlaşırlar… Babası evden çıkıp gidiyor işte, hem yürüyor hem ağlıyor… Arkasından bakıyor öyle bir babanın. Allahü teâlâ o dayanılmaz acıyla akan göz yaşından bir nurani mücevher yaratıyor ki bakmaktan gözler kamaşır… Öyle nur saçıyordur… Alır hemen babasının peşinden koşar.
– Al babam. Bunları pazarda sat, borcunu öde, der şükürler içinde…
Ebû Bekri Sıddık ‘radıyallahü anh’ pazara giderken, Yüce Allah Cebrail alehisselâma emir verir: - Çabuk var. Cennet hazinemden yirmibin altın al. Bir nurdan tabak içine koyup Ebû Bekrin önüne var. O cevheri satın al. Bana getir. Arşıma o cevheri koyacağım ki, onun nuru arşımda ışık saçsın. Ve de mümin kullarımın kabri o cevher ile aydınlansın…
Şimdi müminlerin kabri o cevherin nuruyla nurlanıyor. Düşünmeli ki Eshâb-ı kirâm nasıl Allah sevgilileri…

YA ÖDE, YA KÖLE...
Sıddık-ı Ekber evine döner ki, Yahudi kapıda, onun evde olduğunu zannederek bağırıyor… - Ya Ebâ Bekr… Ya borcunu öde veya kölemsin…
Sıddık ardından – Aç elbisenin eteğini, diyor ve 20 bin altını boşaltıyor… Yahudi şaşkın.
- Burada bana borcundan fazla var diyor. Altınları incelerken bir yüzünde kelime-i tevhid, diğer yüzünde İhlâs sûresini görüp ve Müslüman oluyor...
* * *
Seyyid Taha-i Hakkâri ‘kuddise sirrehül aziz’… Silsile-i Âliyye büyüklerinin 32. halkası.
Bu hidayet güneşinin şöhretini duyan bir kimse ziyaretine gelip talebesi olmak istediğini söylüyor... Seyyid Taha kendisine bir tesbih hediye ediyor ve, - Siz memleketinize dönün, buyuruyor…

ŞEYTANA SAVRULAN YUMRUK…
Adam evine döndüğünde başına gelmedik kalmıyor. Belalar üst üste… Tarlalarda ekinleri çürüyor, evinde yangın çıkıyor… Bütün bu olan bitenleri – Ne olduysa bu tesbihi aldıktan sonra oldu, diyerek olabilecek en kötü şekilde karşılıyor.
Hırsla yola çıkarak mübareğin dergahına varıyor. O güzeller güzeli, talebeleriyle sohbet ederken, hışımla içeri girip, - Al şu tesbihini. Başıma gelmedik kalmadı, diyerek mübareğin üzerine doğru atıyor. Talebeleri bu büyük edepsizlik karşısında mide krampları geçiriyorlar. Taha hazretleri ise sadece sükut ve anlamlı bir tebessümle karşılık veriyor…
Aradan yıllar geçiyor. Seyyid Taha ikindi namazını talebelerine kıldırmak için imamlık makamına geçiyor. Tam ellerini kulaklarına kaldırırken, yumruğunu boşluğa doğru savuruyor… Sonra namaza başlıyorlar. Talebeleri bir hikmeti olduğunda hem fikirler ama ne… Dayanamayıp soruyorlar büyük bir edeple… Merhamet deryası öyle bir cevap veriyor ki… - Hani yıllar önce bize bir kimse gelmişti. Talebemiz olmak istemişti. Biz de ona bir tesbih hediye edip memleketine göndermiştik. İşte o kimse vefat hâlinde idi. Şeytan buzlu bir suyla karşısına geçmiş ‘İslamiyet’ten çık, suyu sana vereyim’ diyordu… O yumrukla şeytanı kovduk. Elhamdülillah iman ile vefat etti…
Talebeleri şaşkın… - Efendim o kimse tesbihi yüzünüze fırlatmıştı. Zât-ı âlinize büyük edebsizlik yapmış ve sizi terk etmişti, diyorlar…
Şu şefkate bakınız… - Olsun… Bir kerecik de olsa bizi sevdi ya. O artık bizimdir…

KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR
Allah aşkını nakış nakış kalplere ören Şâh-ı Nakşibend ‘kuddise sirrehül aziz’ hazretleri herkesin kapısından kovduğu hasta hayvanların bakımını yaparmış...
Kendileri anlatıyorlar...
"Yaralar içinde bir köpek vardı... Zavallının yaralarını tımar eder, karnını doyururdum... Her gün bakımını bitirdikten sonra hayvan sırt üstü yatardı... Ayaklarını gökyüzüne doğru kaldırırdı... Benim için dua ettiğini anlar, 'Âmin... Âmin' derdim..."
Ne mutlu o büyüklere sırılsıklam âşık olana… Çünki ‘Kişi sevdiği ile beraberdir…’

 

08.05.2021 - 06:59