06.03.2021 06:07
Efendim bizim  zamanımızda...

Önlük her gün giyilen bir şeydir ve biz böyle mecbur tutulan kıyafetlerden hoşlanmayız. Yoksa rengi, deseni kimin umurunda?

İRFAN ÖZFATURA

Okullar açılacak açılıyor derken açıldı sonunda.             
Şimdi mektebe servisle gitmeyen çocuk kalmadı, eskiden ne çok yürürdük; şose, patika... Çamur sırtımıza çıkardı âdeta.
Okullar nadiren kâgir olur, çoğu askeriyenin bağışladığı barakalar. Ortadan dikine kesilmiş petrol varili düşünün, yan yatırmışlar. Arkada kapısı ve camı olur, üstü oluklu levha. Yazın pişer, kışın donar, perçinlerin koptuğu yerden şıp şıp su damlar..
Sıralar kim bilir hangi rüştiyeden kalma, çürümüş kabarmış tırnağınla kalp çizip içine harfler kazıyabilirsin pekâlâ. Bir şey derlerse suçu sabahçılara atarsın, sınıf zaten 80 kişi, kim kime dum duma.
Muallim neden sonra  farkına varır, “Aa sen okumayı sökmüşsün.”
Tünaydın örtmenim, uyan da balığa... Ben ne zamandır okuyorum da, kurdeleler başkalarına.  
Yok kızdığımdan değil, sınıf lebalep dolu, dikkat çeken bir tipin yoksa kaynıyorsun arada.

KARARDI BENİM DÜNY...
Kara tahta, kara kömür, karanlık mekân, paslı soba. Yetmez gibi bir de kara önlük giydirirler tıfıla.
Önlük için bir kulaç krizet bezin olsun kâfi. Çocuk dediğin ne ki? Bi’ ön, bi’ arka.
Dikiş bilen kadın teyel bile almadan diker. Yaka yok, manşet yok, makinede çeker anında. Zaten biraz bol tutulur, dizlerine sarkar, iki yanında iki kuşak, anan önden dolar arkada bağlar, sekiz olursun âdeta. Okulda toplayamazsın, sürüne sürüne gelir peşin sıra.
Peki yaka?
Yaka kolonya kokulu, tuhafiyecilerden alınır. Benim son hatırladığımda 1,5 lira.
Ama felaket serttir, enseyi soyar, hep aynı yere dokununca ızdırabı artar. Bi’ de marifet gibi çivitle yıkar, kolaya (alçı gibi bir şey) yatırırlar, al sana sunta.
Kâtibime kolalı da gömlek.
Ben o kâtibin var ya!..
Pantolonlarımızı da anamız diker. Pijama mantığı ile beline bir lastik dolar, salar sokağa.
Ya cep?
Kumaş artarsa.
Peki düzgün bir kumaş alsalar da, terzinin elinden çıksa...
Değmez, o gün dizi delinecektir nasıl olsa. Anneler potur ve mintanı üfürseler de yeleğe zaman ayırırlar, saya saya ilmek atar, saç örgüsü akıtırlar. Örmek değil, örnek meselesi. Onu filanca hanımdan alıncaya kadar ne yalvarmıştırlar ama.
Yeleğin kızı oğlanı olmaz, dizi dirseği yoktur, yıllarca yıpranmaz.

MATEM TUT, AĞLA
10 Kasımlarda önlükle gidilir, lakin o gün yaka takılmaz. Renkli bere, atkı filan... Aman ha!
Gülünmez kıkırdanmaz, ööle ayakkabına bakarsın ayazda. Öğretmenin biri titrek sesle başlar; “Uzun uzun kavaklar.” Kesin muavin olacak bak, yaz şuraya.
O bırakır, başkası alır. Hımm bu daha ateşli, muavinlik şansı düştü yarıya.
Önlük dikildiğinde siyahtır, ancak teneffüslerde tahta silgisini eline geçiren hayta, pat pat döşüne sırtına vurur, Dalmaçyalıya çevirir âdeta. Silkelersin ama parlaklığı gider, matlaşır. Güneşi yiyince iyice solar, yeşilimsi desen değil, alımsı desen hiç değil, boz bulanık bir şey olur sonunda.
Bizim gibi önde abisi olanlar müstamelle (kullanılmışla, eskiyle) başlar. Saçaklanan yenleri içe kıvırır, dirseklere takviye atarlar. Koltuk altı zaten sık sökülür, kuşaklar da kopacaktır atçılık oynadıkça.   
Olsun yine de severiz, iki yanında kuyu gibi cepleri vardır zira. Kalemini, silgini, minkaleni (iletkini), pergelini tıkarsın, kuru üzüm, pestil, kırık leblebi ne olursa. Misketler, gazoz kapakları, artiz ve otomobil resimleri, topaç, kaytan, çakı, sapan ve çiğnenmiş sakızlar...
Çıkarıp döksen sıranın üstünü kaplar. Kalemtıraşın olduğunu bilirsin ama lüzumunda katiyen bulunmaz.
Haaa bir de göğüs cebi vardır, mendil saklanır orada. Muallim tırnak kulak kontrolü yaptığında çıkarır, yayarsın masaya.
İyi de ya sümüğün akarsa? Önlüğün koluna sür gitsin, bittecrübe sabittir, leke tutmaz.

ÖNLÜK VAAAR, ÖNLÜK VAR
“Efendim siyah önlük iyi bir şey, zengin fakir belli olmaz.”
Bunu diyen, ya okula gitmemiş ya dayak yememiş. Sınıf annelerinin cici böcek yavruları olur, üç ayda bir saten önlük dikilir onlara.
Üstüne yakaları tüylü mantolar, kabuk gibi gocuklar, mensucat pantol, yumuşacık kundura.
Fukaranın yüzü yara bere, saçlar keçe, eller çatlak, gözler çapak.
Ah keşke her şey libasla hallolsa.
Önlükten maksat rejimin tek tip insan imalatı. Biz ne diyorsak o. Senin zevkin, rengin olmaz! Gir bakayım sıraya, al mesafeni, ayaklar bitişecek dedim sana!
Siyah önlük ve beyaz yaka İtalya’dan ithal. Orada bebeler dört yaşında “yavrukurt”a yazılırlar (Un bambino nell’uniforme fascista di Figlio della Lupa). Sekizinde ise Balilla (Antik Roma’nın kahraman çocuğu) saflarında sıralanırlar. Bilahare “Piccole İtaliane” (kopil İtalyanlar), 14’ünde Giovani İtaliane, 18’inde ise kara gömleklilere katılır, faşist olurlar. Bir nevi ordu, sayıları 1939 itibarıyla 8 milyon civarında.
CHP de halkevleri ve maarif marifetiyle böyle bir nesil yetiştirmeye kalkar. Üniforma uyduramadığı için kara önlüğe bağlar.

ŞAPKASIZ ÇIKSAM ABİ?
Orta mekteplerde ise askerî okul gibi şapka mecburiyeti vardır. Leğen gibi hacimli ve plastik çemberlidir, çıkarırsın izi kalır kafanda.
Kızıl Çin’deki tek tip urbalıları hatırlayın, sanki Çan Kay Şek gelecek Şanghay’a.
Şapkanın astarı muşambadır, felaket terletir, tozlanır, yağlanır ve macun gibi kasnağı sarar. Ara sıra kazırsın, kabuk kabuk kir dökülür kucağına.
Bit vardır tabii, tifüsü hatırlamıyorum ama.
Şapkalarda ağır bir kafa kokusu olur, insan nasıl kendi terini hissetmezse buna da alışır zamanla. Elin gününki çekilmez ama  “Bööö” dedirtir adama.   
Siperli serpuş, bere gibi yıkanmaz, suyu sıkılmaz, ipe asılmaz, hâlbuki pistir, kale direği yaparsın taş bulamayınca.
Çıktııık açık alınla…
O zaman alnımızı açalım Hoca’m.
Sus! Şapkanı çıkarma!
Mutena semtlerin kolejleri olur. Metal düğmeler, antetli kravatlar, sırmalı armalar. Kimse de “Soytarı mıyız len” demez, “otel kapıcısı mı olcaz?”
İşte bu yüzden üniversiteye giden cozutur, bir bakmışsın omuza uzanan yakalar, iliklenmeyen düğmeler, nal gibi kolyeler, lap lap desenler, İspanyol paçalar. Bi’ kemer takarlar, tokası yarım okka.  
O öfke ile düzeni değiştirmeye kalkar, lüzumsuz örgütlere katılırlar. Emek vermiş yetiştirmişsin, gider maşa olur Rus’a.
Kabahat biraz da tedrisatta, sen günde üç öğün devrim devrim dersen gider devrimci olur sonunda. Ne bekliyordun başka?
Dur bakalım hâkî parkalara bürünecek, üniversiteleri işgal edecektir daha. Taramalıyı çekecek, “Paralar torbaya!”

MÜDÜR, MÜDÜR MÜDÜR
Hoşça kal demiştim Azeri kardeşim sordu: Çakalın nesi hoş ağam, düşmedi aklıma?
¥ Hoca’m, filan padişah hakkında birkaç satır karalar mısınız?
-Ben kimseyi karalamam, hele bir padişahı asla.
¥ Bak azizim, kalemini satmayacaksın!
-Ama ben kırtasiyeciyim.
-Sat, anasını satiym o zaman!
¥ Buyurun ne bakmıştınız?
-Atkılı fırça.
-Atkılı mı?
-Hayır at kılı!
¥ Tamam sarıverin o zaman.
-Sarıyorum.
-Sarı verin demiştim, bu mavi.
¥ Senin birader n’apıyor ya?
-N’apsın oturuyo.
-İyi gidelim bi’ gün oturmaya.
¥ Şehzade henüz tahta kurulamadan…
Taht ıslak mıydı Hoca’m, niye kurulayacak?
¥ Mirim gözünüz kızarıyor.
-Kız mı arıyor? Yok canım daha neler, size öyle geliyor.
¥ Alo buyurun tanker Alper!
-Ne dedin?
-Tank er Komutan’ım, Alper.
¥ Minibüsçü sert bir frenden sonra araya bağırır, “Tırsan insin!”
Birileri iner, sorarsın, “Neden tırstı bunlar?”
-Niye tırssınlar abi, durağın adı TIR-SAN.
¥ “Çıkarım” denince çoğu defihacet anlar ki, “önemli bir çıkarım” tabirinin yeri yoktur halk arasında. Ama nesnel vargılardan öznel… Laf aabi, bunlar, fasarya.
¥ Bir de abartı ilaveleri var. Dümdüz, gıpgıcır, epeski,  ıpıslak, dımdızlak, kupkuru, dupduru, sopsoğuk, sımsıcak…
¥ Renk parlatmayı da severiz sonra. Mosmor, sapsarı, masmavi, bembeyaz, yemyeşil, kapkara.  
-Laplaci, bosbordo…
-Yok ööle bi’şi yaa. Uydurma!
¥ Ama bazen yepyeni de yetmez, yepisyeni yaparız, vurgu üstüne vurgu. Yani ne kadar yeni anla!
Dimdirek var bi’ de, yol tariflerinde kullanılan. Aslı İngilizce “direct!”  Lakin dimdayrekt diyecek kadar kasılırsan ayıp olur vatandaşa.
¥ Batı’da bye var, bye bye var. Ama sen tek başına “güle” dersen kimse anlamaz.  İlla nakarat yapacaksın güle güle, ivil ivil, fıkır fıkır, hüngür hüngür,  lapa lapa.
¥ Niçin kültür sanat denir de sanat kültür denmez, kulağımız fena alışmış. İlim, irfan… Akıl, fikir… Fizik, kimya… Tarih, coğrafya…
¥ Musahip ile muhasip; muharebe ile muhabere, delalet ile dalalet, hafriyat ile harfiyat, tazminat ile tanzimat karıştırılır.
-N’olurmuş karışırsa?
-Hiiç “inkılâb” değiştirmek demek, “inkılap” kelpleşmek! Hadi kullan sıkıysa.
Çay ocağına bakan Faik Abi’miz “porselenden personele” der neşeli olunca.
¥ Türkçe ekler manzumesidir, Balıkesirlileştiremediklerimizden misiniz?
Burada 13 parça eklenmiş, sana bana sıradan geliyor da yabancı nasıl toplasın? Ne bilsin hangisi, hangisinden sonra?
¥ Hastane, pastane, postane, eczanenin haneleri gitti tımarhane, kıraathane, hapishane duruyor hâlâ...
¥ İntaniyeci hekim, Anadol otomobili fazla. İntaniyeci hekim zaten, Anadol araba.
Karpuz meyvesi, güvercin kuşu diyor muyuz? Eee daha?
¥ Bir de hoşlanılan ve kıl olunan tabirler var. Koçum diye hitap edersen kabarır, koyun dersen bozulurlar.
“Vay çılgın” kurulur, “Vay azgın” kırılırlar.
Bihuş, mecnun desen iltifat sayar. Deli, manyak, desen dava açmaya kalkar.
¥ Seninkini bırak, benimkimi al!  Bir bebeden duymuştum, tamam çocukça ama mantıksız diyebilir miyiz buna?
¥ Edebiyat hocası Türkçenin düzgün konuşulmasına çok ehemmiyet veriyormuş, affı yokmuş bu hususta.
Neyse bir gün yazılı yapıyor. Ertesi gün iki sabırsız yaklaşıyor yanına; “Hoca’m okudunuz mu?”
-Okudum da not defterine geçiremedim daha. Merak etmeyin sadece iki kırık var sınıfta.
-Belki bizuhtur Hoca’m.
-Sen ne dedin, ne dedin?
Diğeri arkadaşını kurtarmaya çalışır. “Yani dey ki, belkim bizduruh.”
¥ Bazı coğrafyalarda (p) ile (r) yer değiştirir. Komutan bunları bilir ve “Sen Bayburt’un neresindensin” diye sorar.
-Yarpak de didi yarpak didik, torpak de didi torpak didik, körpide takıldık sanırsam.  
¥ Evrak çoğuldur zaten, varaklar. Emlak (mülkler), eşraf (şerefliler), esnaf (sınıflar), eşya (şeyler)…
Enbiya, evliya, asfiya, süleha.… Bunlara “ler” “lar” eklenmez ayrıca.
Bugün açız yine evlatlarım… Yanlış değilse galat!  Haa şairler aldırmaz o başka.
¥ Müteakip (takiben) demek. İkindi namazını müteakip olur, ikindi namazına olmaz.
Bu hatayı cenaze haberlerinde çok yapıyordum, musahhihler öğretti sonunda.   
Onlar ne kurttur, gözlerinden kaçmaz. Bakalım neler bulacaklar bu defa?

YORUMLAR