13.04.2021 06:17
Nur çocuklar

Bu sene dopdolu ramazan sayfalarımıza Sevgili Peygamberimizin (aleyhisselam) pak çocuklarını anlatarak başlıyoruz... Efendimizin yedi çocuğu vardır. Bunlar sırasıyla Kasım, Zeyneb, Rukayye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma, Abdullah ve İbrahim’dir...

Gelirdi gelecekti derken Mübarek Ramazan-ı şerif ayı da teşrif etti.
Allahü teâlâ feyzinden bereketinden hissedar eylesin. Var mısınız ilk günden bir niyet edelim, tamam namazlarımızı kılıyoruz, oruçlarımızı tutuyoruz. İnşaallah teravih namazlarını da aksatmayacağız. Biliyorsunuz Kur’ân-ı kerim bu ayda nazil olmaya başladı. Hatim indiremesek de günde bir miktar okuyalım. Yapabildiğimiz kadar yapalım devamlı olalım..
Ama ben okumasını bilmiyorum diyebilirsiniz. Olabilir, bu ramazanı fırsat bilelim öğrenmeye başlayalım. İnanın korktuğunuz gibi değil, öğrenmek taş çatlasa bir haftanızı alır. Elbette başlarda duracak, takılacak, baştan alacağız ama okudukça açılacağız.

MEHFAR-İ MEVCUDATIN EVLATLARI
Geçen sene takip edenler hatırlar. Resulullah Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek isimlerinden başlamış, hırkalarını, atlarını, develerini, yüzüklerini (mühürlerini), oklarını, kılıçlarını, kalkanlarını, nalınlarını, sarıklarını, libaslarını, o yıllarda Hicaz’da yenilen yemekleri, sofra adabını, ikramları, hurmalıkları, yollanan elçileri, karşılanan heyetleri, sefirleri, misafirleri, davet mektuplarını  anlatmaya çalışmıştık.
Bugün de yakınlarından başlayalım. Evet Mehfar-i mevcudatın göz nuru, çocuklarından.
* * *
Resul-i Ekrem Efendimizin üçü erkek dördü kız olmak üzere yedi çocuğu olur. Bunlar sırasıyla Kasım, Zeyneb, Rukayye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma, Abdullah ve İbrahim’dir... (aleyhimürrıdvan)
Bu yedi evladının altısı Hazreti Hadîce'den, İbrahim ise Mısır asıllı Mâriye validemizden doğar.
Abdullah ve İbrahim hariç, diğerleri Risaleti bildirilmeden dünyaya gelir.
Efendimizin erkek çocuklarının üçü de henüz süt emerken vefat eder.
Hayatta iken Hazret-i Fatıma hariç bütün çocuklarını kaybeder.
Resul-i Ekrem’in ilk çocuğu Kasım’dır. Bu sebepten künyesi Ebûl-Kasım (Kasım’ın babası) olur.
Hazret-i Hatice validemiz, göğsü Kâsım’ın sütüyle dolup taşarken evlad acısı yaşar, annemiz bir sabır deryasıdır,  tevekkülle karşılar.

HAZRET-İ ZEYNEB
Diyelim Medine'ye vasıl oldunuz.  
Mescid-i Seba, Kuba ve Uhud’a gittiniz, Kıbleteyn ve Cuma mescidlerini gezdiniz.  
Ve bir sabah namazını müteakip Cennet-ül Baki'ye (Medine Kabristanı) girdiniz...
Toprağın üzerinde hu çeken kumrular, altında menkıbelerden tanıdığınız cennet kuşları ve ılgıt ılgıt dolanan seher rüzgârı.
İsimsiz, tarihsiz, şekilsiz taşlar...  Ziyaretçiler adım hesabı ölçer, temel izlerini okumaya çalışırlar. "Burada ezvac-ı tahirat yatıyor olmalı" derler "şurada Hazret-i Fatıma".
Mutavvalara (din polislerine) sorarsınız: "Men haza?" (bu kimin kabri?)
Müstehzi müstehzi güler, "Allahualem" (Allah bilir) deyip başlarından savarlar. Soruyu tekrarlarsanız, kaşlarını çatar, "ezheb lilmaşi" (yürü git) diye azarlar, ellerinin tersi ile “uza” işareti yaparlar.
Bence de yürüyün, mübarek mekânda canınızı sıkar, şirkle, küfürle itham ederler yoksa.
Baki Kabristanı'nda 30 bin sahabenin yattığı bilinir. Sadece Hazret-i Osman'ın, Hazret-i Hasan'ın, Fatıma bint-i Esed'in, İmam-ı Malik'in ve Uhud Şehitlerinden birkaçının kabirleri kalmış onlar da hayal meyal. Daha evvel gelen hacıların acemice çizdiği krokilerle iz bulmaya çalışırsınız. Ve döner dolaşır gelirsiniz üç küçük taş parçasından başka işaret olmayan bir çukura. Elinizdeki fotokopide "benat-ı nebi" yazmaktadır silik bir hurufatla.
Hayret, yüzü suyu hürmetine kâinatın yaratıldığı Server’in biricik kızları şurada ha!
Bunlardan biri Rukayye, biri Ümmü Gülsüm’dür. Hatırlarsanız onlar, Hazret-i Osman gibi asil, abid, arif, nazik ve cömert bir sahabeye hanım olurlar. Üçüncüsü ise Zeyneb radıyallahü anha...

EVİN GÜLÜ
Mâlum Fahr-i âlemin, Hatice Validemiz ile kurdukları huzurlu yuva zaman zaman bebek sesleri ile şenlense de oğulları Kâsım yaşamaz. Efendimiz 30 yaşlarında iken Zeyneb doğar. Cahiliye Mekke’sinde kız çocukları hâşâ leke olarak görülmekte, diri diri gömülmektedir toprağa. Kureyş kadınları Hazret-i Hatice'ye acıyarak bakar, dizlerini dövüp vah vahlanırlar. Acaba kara haberi (!) babasına nasıl duyursalar?
Gelin görün ki Efendimiz kızının doğuşundan fevkalade mesrur olur, nurlu bebeği sevinçle kucaklar, öper koklar ve ona "mücevher" manasına gelen Zeyneb adını koyar.
Bilirsiniz Hatem-ül Enbiya kızları ile daima iftihar etmiş ve müjdeler vermiştir kız babalarına.
Henüz Efendimizin peygamberliği bildirilmemiştir. Tebliğ ile emrolununca Zeynep de annesi Hatice gibi tereddütsüz inanacak, "ilklerden" olacaktır.
Efendimizin biricik kerimesi hem çok sevimli, hem pek beceriklidir. Evin bütün işini çekip çevirir, kız kardeşlerine ablalık yapar. Sofra kurar, ocak yakar, çamaşır yıkar, tatlı dillidir sonra, neşe saçar. Eh böylesi asil, zarif bir kızın talibi olmaz mı?

YABANCIYA GİTMESİN
Hazret-i Hatice kızının yabancılara gitmesine istemez. Gönlünde kız kardeşi Hale'nin oğlu Ebü'l Âs yatar.  Doğrusu hatırnâz bir gençtir, kervanla döndüğü her seferin ardından teyzesinin kapısını çalar, hediyeler getirir mutlaka. Zeyneb’i çocukluğundan bilir ve çok beğenir. Ve bir kervan dönüşü gözünü karartır, teyzesine içini açar. Hazreti Hatice yeğeninin izdivaç talebini Efendimize arz eder.
Allah'ın Resulü “Zeyneb’e sordun mu” buyururlar. Annesi kızının olurunu alır ve düğün hazırlıkları başlar. Dostlar çağrılır, velimeler sunulur ve gençleri evlerine uğurlarlar.
Ebü'l-Âs, Zeyneb'in üzerine titrer, asla kırmaz.
Efendimiz’e peygamberliği bildirilince tebliğe başlar. İnsanları güzel şeylere çağırmaktadır. Akrabanızı arayın, muhtaçlara el uzatın, bir Allah’a inanın.
Şüphesiz damadı da davet edilmiştir, ancak bir cevap çıkmaz. Aleyhisselatü vesselam Efendimizin doğru sözlü olduğundan emindir oysa. Kim bilir, belki de Kureyşlilerin "karısına uydu" diye alaya almalarından korkar.
Zeyneb (Radıyallahu anhâ) kocasının imana gelmesi için sürekli dua eder, sevgi ve sadakatle hizmetine koşar. Gel zaman git zaman saflar netleşir, köprüler atılır. Müşriklerin eziyetleri tahammül sınırını aşar. İşaret verilince müminler Medine’ye hicret eder, yeni bir hayat kurarlar.
Nitekim Efendimiz de münevver beldeyi şereflendirir, muhacir olurlar. Hazret-i Zeyneb Mekke'de kalmıştır, hicreti çok arzulasa da kocası izin vermeyince susar, bu mevzuyu bir daha hiiiç açmaz.
Bu arada Kureyş önderleri Ebü'l Âs'a "hanımını boşa" diye baskı yaparlar, "biz sana Mekke'nin en güzel kızlarını veririz, mal istiyorsan mal, para istiyorsan para, yeter ki onu evinde tutma!"
Ebü'l Âs güler geçer, Hazret-i Zeyneb'i kıracak değildir asla. Müslümanların neredeyse tamamı Medine'ye gitmiştir, Efendimizin kızı müşrikler arasında bir başına... Sabır sabır sabır, hani taş olsa... (Devamı yarın)

YORUMLAR