Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Emîr Sultân hazretlerinin bir talebesi, Bursa'da şeyhülislâmdı.
Bir gün Ulucâmi'de vaaz ediyordu.
Emîr Sultân, bir talebeye;
“Evlâdım, çarşıya git de, şu şu şeylerden al getir!” buyurdu.
Genç, “Peki efendim” dedi.
Ve çıktı dergâhtan.
Ulucâmi'nin önünden geçiyordu.
Şeyhülislâmın vaaz ettiğini gördü.
Ve dinlemek için içeri girdi.
O girince, kuvvetli bir zelzele oldu.
Cemâat, bir anda dışarı çıktılar.
Ama çıkınca şaşırdılar!
Zîrâ dışarıda zelzele yoktu.
Tekrar câmiye girdiler.
Onlar girince zelzele başladı.
Tekrar kaçtılar dışarı.
Onlar çıkınca, deprem durdu.
Şeyhülislâm işi anladı.
Ve insanlara dönüp; “Ey cemaat, içeride Emîr Sultân Hoca'mızı dinlemeyen biri var. Emîr Buhârî, onu çarşıya gönderdi. O ise vaaz dinlemeye geldi. O, her kimse dışarı çıksın! Yoksa helâk olacağız” diye seslendi.
O, bunu duyup dışarı çıktı.
O çıkınca, zelzele durdu.
O da hatâsını anladı.
Alacağını alıp dergâha döndü.
Ve oturdu bir kenara.
Emîr Sultân, onu görünce;
“Ey oğlum! Dünyevî ve uhrevî hangi ihtiyâcın karşılanmadı ki, başkalarından himmet bekliyorsun. Bu, talebeliğe yakışır mı?” buyurdu
Bu, ders oldu ona.
Elini öpüp özür diledi...