Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Penç kalesi, müminler tarafından muhâsara edilmişti ki, yirmi mücâhit, azık getirmek için biraz uzaklaştılar.
Önlerine düşman askeri çıktı.
Hem de yedi yüz kadar.
(Yirmi) kişiye, (yedi yüz) kişi.
Kâfirler, yirmisini de esîr alıp, on günlük mesafedeki bir kaleye hapsettiler onları.
İçlerinden biri şöyle anlatıyor:
Beni, altı arkadaşımla birlikte bir papazın hizmetine verdiler.
Papaz, teklîf etti bize:
“Bizim dînimize girer misiniz?”
“Hayır, aslâ girmeyiz!” dedik.
“Kabul ederseniz, size eziyet yapılmaz. Hattâ hepinizi evlendirir, çok da zengin ederiz” dedi.
Biz yine reddettik.
“Siz bilirsiniz” dedi.
Ve bir daha bu teklîfi yapmadı.
Derken yortu günü geldi bunların.
Hepsi içki içip sızdılar.
Ben, zincire bağlı uyuyordum.
Uykuda iken bir ses duydum.
“Emîr Sultân geliyor!” diyordu.
O anda büyük velî geldi.
Zincirlerimi çözdü.
Ve “Kalkın gidin!” dedi.
Uyandım ki zincirlerim çözülmüş.
Diğer arkadaşları da uyandırdım.
Onların da zincirini çözdüm.
Sessizce çıktık hapishâneden.
Deniz kıyısına vardık.
Kıyıda bir sandal vardı.
Ona binip acele açıldık denize.
Sağ salim geldik evimize.
Sonra Bursa’ya gittik.
Bu büyük velîyi, kabrinde ziyâret edip, Fâtihalar gönderdik mübârek rûhuna...