Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Emîr Sultân hazretlerinin Yahyâ adında bir talebesi vardı.
O genç, şöyle anlatıyor:
Küffârla cenk yapılacaktı.
Hocama koşup arz ettim ki:
“Bu cenge ben de katılayım mı?”
Üstâdım buyurdu ki:
“Olur, ama başka harbe girme!”
Ellerini öpüp ayrıldım.
Derken cenge girdik.
Ve küffâra gâlip geldik.
Çok da ganîmet aldık.
Bâzı arkadaşlarım dediler ki:
“Yine cenk var, haydi sen de gel”
“Hayır, olmaz!” dedim.
“Neden, hem ganîmet de alırız.”
“Hocamın izni yok.”
“Canım ne var bunda? Eğlenmeye gitmiyoruz ya, kâfirlerle savaşa gidiyoruz” dediler.
Onların ısrârıyla kabul ettim.
Ve hazırlanıp yola koyulduk.
Ama mağlup olduk.
Kimimiz şehîd oldu, kimimiz esîr.
Ben, esîr olmuştum.
Ve bir zindana konulmuştum.
Orada hocamı düşünüp;
“Yâ Rabbî, hocam Emîr Sultân hürmetine beni buradan kurtar!” diye duâ ettim.
Ertesi gün yanıma biri geldi.
Ve tuttu kolumdan.
Ona, “Siz kimsiniz?” dedim.
O anda baktım ki Bursa’dayım.
Ama hiç şaşırmadım.
Bu, hocamın himmetiydi.
Günlerden cuma idi.
Hocamın kapısına koştum.
Eşiğine yüz sürdüm.
Özür dileyip ellerini öptüm.
Ve bir daha böyle hatâ yapmadım.