Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Emîr Sultân hazretlerinin bir talebesi, bir gün kitaplarda bir hadîs-i şerîf gördü.
Hemen içinden geçirdi ki:
"Bu hadîs sahîh mi acabâ?”
O anda hocası geldi.
Henüz o sormadan;
“O hadîs sahîhtir” buyurdu.
Bir gün de şunu anlattı:
Kâfirler, Resûlullaha gelip;
“Eğer hak peygambersen, şu Hacer-ül esved’in içinden bir yiğit çıksın. Ve o yiğit güzel yüzlü, şirin ve sarışın olsun” dediler.
Efendimiz “Peki” dedi.
Kâfirler Beytullahta toplandılar.
Efendimiz, taşa işâret buyurdu.
Taş, iki parça oldu.
Ve içinden bir (yiğit) çıktı.
Güzel yüzlü, şirin ve sarışındı.
Yâni dedikleri gibiydi.
Azı îmân etti, çoğu inkâr etti.
Resûl-i Ekrem;
“Ey Eshâbım! Bu gencin üç günlük ömrü var. Onu bir kızla evlendirin ki, ondan yüksek bir zürriyet kalsın” buyurdu.
Emri yerine getirdiler.
Aradan üç gün geçti.
Ama ölüm haberi gelmedi.
Sahâbe, hikmetini sordular.
Efendimiz, cevâben;
“O, vahiy değildi, Cebrâilden işitmiştim” buyurdu.
O anda Cibrîl-i emîn geldi.
Ve Hak teâlânın;
“Ey Habîbim! O gencin evine, düğün gecesi bir fakîr gelip ekmek istedi. O da önündeki ekmeği ona verip, kendisi aç yattı. Biz de ona, otuz sene ömür ihsân eyledik” buyurduğunu bildirdi.