Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Emîr Sultân hazretleri, şehirden gelen bir talebesine sordu:
“Nereden geliyorsun?”
“Şehirden efendim.”
“Orada bizim için ne diyorlar?”
“Kimyâya mâliktir diyorlar.”
“Kimyâ odur ki, şu akan su (altın) olur” buyurdu.
O anda akan su, (altın) oldu.
Mübârek zât;
“Bu kelâmımız murâd değil, hikâye içindi” buyurdu.
Altın, yine (Su) oldu.
● ● ●
Emîr Sultân hazretlerini çok seven bir tüccar, bu büyük velîye, güzel bir (sarık) hediye etti.
Emîr Sultân, teşekkür etti.
Ve bir miktar (para) verdi ona.
Tüccar, elini öpüp ayrıldı.
Giderken bir kalabalık gördü.
Meğer çok kıymetli bir ‘elmas’ satılıyormuş orada.
Yaklaşıp sordu fiyatını.
“Otuz bin dirhem” dediler.
O anda gâipten ona denildi ki:
“Cebindeki parayı say!”
Sayınca hayrette kaldı!
Zîrâ otuz bin dirhemden çoktu.
O elması satın aldı.
Bir Yahûdî tüccar gördü onu.
Ve sordu ki:
“Bunu bana satar mısın?”
“Olur, satarım” dedi.
Yahûdî, o elması aldı.
Ve ona, yüzotuz bin dirhem verdi.
Tüccar, sevinçten uçuyordu.
Kendi kendine;
“Vallâhi bu, Emîr Sultân hazretlerinin bir kerâmeti” dedi.
Ve bir (dergâh) yaptırdı Onun için.