Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Âmir bin Füheyre (radıyallahü anh), müşriklerden Tufeyl bin Abdullah'ın çobanıydı.
Bu müşriklere çok hizmet etti.
Karşılığı, sırf karın tokluğuydu.
Evet, karınları toktu.
Ama, ruhları açtı.
Nihâyet beklenen oldu.
"İslâm güneşi" doğdu.
İslâmla müşerref olanlar, onun mânevî lezzetini tattılar.
Ve bir daha da bırakmadılar.
Bu aşka tutulanlardan biri de Âmir bin Füheyre idi.
Fakat köleydi, Efendisi vardı.
Îmânını açıklayamazdı.
Zîrâ Efendisi izin vermezdi.
Buna rağmen dînin emirlerini yerine getirmeye başladı.
Her şeyi göze aldı.
İşkencelere mâruz kaldı.
Nihâyet olan oldu.
Hazret-i Ebû Bekr geldi.
Ve onu satın alıp, âzât etti.
O ara müşrikler iyice azıtmıştı.
Müminlere cefâ yapıyorlardı.
Efendimiz ve hazret-i Ebû Bekr, Medîne'ye hicret edeceklerdi.
Nihâyet ilâhî izin geldi.
Ve iki sâdık dost yola çıktılar.
Sevr Mağarasına geldiklerinde müşrikler her yerde onları arıyorlardı.
Onlar, bu mağaradaydı.
Orada üç gün kaldılar.
Âmir bin Füheyre, bu mağaraya gelir, onlara yiyecek ve içecek temin ederdi.
Velhâsıl onlara çok hizmet etti.
Onların gönlünü kazandı.
Ve birlikte hicret şerefine kavuştu...