Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

                        (Dünden devam)
Miralay Bahri Bey'in sesi duyuldu:
“Hücuuum!”
Sanki aslan kesilmişti dadaşlar.
Haykırdı Bahri Bey:
“Urun düşmana gardaşlarım.
Urun ha kahraman dadaşlarım!”
Allah yardım etti.
Kovdular moskofu.
Kurt İsmail Paşa, Ahmed Muhtar Paşa'ya anlatıyor:
“Paşam, o sabah ezânı okuyan fedâi, Miralay Bahri Bey'in birliğinden bir yiğitti. Düşmana öyle saldırırdı ki sormayın! Dikkat ettim, elinde silâh bile yoktu. Taşla kovalıyordu düşmanı...”
Paşa merak etti:
“Taşla mı dedin?”
“Evet paşam. Attığı her taş, bir moskofu haklıyordu!
Gözlerime inanamıyordum!
Şaştığım bir şey daha var.
Kendisi eğilip de (taş) almıyordu.
O, bir taşı düşmana fırlatıyordu.
Yerden ikinci taş yükseliyordu.
Hem de tam elinin hizâsına.
Taş, havada duruyordu.
O da alıp düşmana vuruyordu.
Gözümle gördüm paşam.
Bu, herkesin yapacağı iş değil.”
Ahmed Muhtar Paşa dinledi.
Ve gözyaşlarını tutamadı!
Ve ağlamaklı bir sesle;
“Bre gardaş desene, bu cenkte, erenler de bizimle birlikteymiş” dedi.
Ve emretti hemen.
Osmân Bedreddîn'i, tabur imâmlığına tâyin ettiler.
O, artık “İmâm Efendi” idi...