Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Hazret-i Fâtıma, hazret-i Alî’ye altı akçe verip dedi ki:
“Bununla çocuklara meyve al!..”
O da (Peki) deyip çıktı evden.
Yolda iki kişi münâkaşa ediyordu.
Yaklaşıp, sordu birine:
“Meseleniz nedir?”
“Bana borcu var, ödemiyor.”
Öbürüne döndü:
“Doğru mu söylüyor?”
“Evet, ama ödemeye gücüm yok.”
“Peki borcun ne kadar?”
“Altı akçe” dedi.
Hazret-i Alî, o altı akçeyi ona verdi.
Ve bir şey almadan eve döndü.
Olanları hazret-i Fâtıma’ya anlattı.
O da; “İyi yapmışsın” dedi.
Ama üzülmüştü!
Zîrâ çocuklar meyve diye ağlıyordu.
Alî bin Ebî Tâlip;
“Ben Efendimize gidiyorum” dedi.
Ve giderken birine rastladı.
O kişi yanındaki deveyi gösterip;
“Parasını bir ay sonra vermek üzere, bunu yüz akçeye alır mısın?” diye sordu.
Hazret-i Alî, “Olur” deyip deveyi aldı.
Birkaç adım gidince birine rastladı.
O kişi hazret-i Alî'ye;
“O deveyi, peşin üçyüz akçeye bana satar mısın?” dedi.
Deveyi ona verip üçyüz akçeyi aldı.
Ve Resûlullahın huzûruna vardı.
Efendimiz ona sordular ki:
“Deveyi kimden alıp kime sattın?”
Arz etti ki: Allah ve Resûlü bilir.
Efendimiz buyurdu ki:
“Deveyi sana satan Cebrâil, alan İsrâfil'di. Sen o borçlu kişiye yardım ettin, Hak teâlâ sana elli mislini ihsân etti.”