Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Seyyid Fehîm Arvâsî hazretleri, genç iken bir bayram gününde güzel bir elbise giyip çıktı evden.
Kendi de çok güzeldi zâten!
Şeyhû adında ihtiyâr biri vardı.
Onu böyle görünce üzüldü!
Ve kendi kendine;
"Heyhât! Bir zamanlar Arvas'tan âlimler çıkardı. Şimdiyse güzel gençler çıkıyor, bize ne oldu?" diye mırıldandı.
Genç Fehîm bunu işitti.
Ve yaklaştı bu ihtiyâra.
“Şeyhû Baba.”
“Buyurasın oğul.”
“Niçin böyle söylersiniz?”
“Ne bileyim, içimden geldi.”
“Lütfen söyleyin, nedir sebebi?”
İhtiyar, mecbur olup;
“Oğul, medresemizde bir müderrisimiz yok. Ben, senin için ümit ederdim ki kendini ilimde yetiştiresin. Büyük âlim olup ilme hizmet edesin. Ama görürüm ki, sen de süslenmeye meyletmişsin” dedi.
Genç Fehîm, almıştı mesajı.
Oradan koştu eve.
Çıkardı üstündekileri.
Kitaplarını attı omuzuna.
Ve o gün çıktı Cizre yoluna.
İlim öğrenmeye gidiyordu.
Kısa zamanda büyük (âlim) oldu.
Ve Arvas'ta halkı irşâda başladı.
Sohbette Şeyhû Baba da vardı.
Ve bir hayli yaşlanmıştı.
Bastona dayanarak gelebilmişti.
Seyyid Fehîm'in yanına vardı.
Ve memnun vaziyette dedi ki:
“Biz sizi, böyle görmek istiyorduk.”
Seyyid Fehîm memnûn olup;
“Bu işte ortağımsın” buyurdu.