Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Büyük velî Seyyid Fehîm Arvâsî hazretlerinin, henüz çocukken hârikulâde hâlleri vardı.
Biri şöyleydi meselâ:
Onun bir amcazâdesi vardı.
Sıbgatullah Efendi.
Fazîletli bir zât idi.
Ayrıca ilim ehli bir kişiydi.
Fehîm severdi bu amcazâdesini.
Bir gün kabristanda gördü onu.
Hemen koşup gitti yanına.
Gördü ki, bir kabir arıyor.
Yanına yaklaşıp sordu:
“Kimin kabrini arıyorsunuz?”
“Bu, senin işin değil” dedi.
Lâkin ısrar etti küçük Fehîm:
“Lütfen, ne olur söyleyin.
Belki yardımım dokunur.”
Mecbûr kaldı söylemeye:
Dedi ki;
“Dedelerimizden Seyyid Muhammed Kutup, altıyüz sene önce bu köye gelmiş. Hattâ köye, Arvas ismini ilk o vermiş.”
“Evet amca.”
“Onun evlâtları bugüne kadar İslâma hizmet etmişler.”
“Onun kabrini mi arıyorsunuz?”
“Evet, bu kabristanda olacak. Ama bilmem ki ne taraftadır?”
Küçük Fehîm biraz ilerledi.
Ve bir kabri gösterip;
“İşte, aradığınız şu kabir!” dedi.
O, pek ihtimâl vermedi.
Yine de bir teveccüh etti o kabre.
O anda o zât göründü kendisine!
Hem de kendi sûretinde.
O, bunu görünce, içinden;
“Sübhânallah! Bu çocuk, bu yaşta bir bahr-i ummân. İleride büyük zât olabilir” dedi.