Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Seyyid Fehîm hazretleri hayattayken herkes huzurlu idi.
Vahşî hayvanlar bile yan yana gezerlerdi dağlarda.
Kurtlar kuzularla geziyordu.
Tilkiler de ayılarla.
Hırsızlık olmazdı katiyyen.
O devirde bir (hırsız) vardı.
O şöyle anlatıyor:
Ben, hırsızların reîsiydim.
Yardımcılarım da vardı.
Bir gün Arvas’a düştü yolum.
Baktım, hırsızlığa müsâit bir yer.
Çünkü hayvanlar, tek başlarına dağa gidiyorlardı.
Ve yalnız dönüyorlardı ahıra.
Köyden uzak yerdeydi ahırları.
İçimden dedim ki:
“Bundan daha müsâit yer olmaz.”
Yanıma beş kişi aldım.
Ve gece yarısı Arvas'a geldik.
Ortalık zifirî karanlıktı.
Biz Arvas hudûdundan içeri girdik.
Ama hepimiz hayrette kaldık!
Zîrâ ortalık aydınlandı birden.
“Sübhânallah! Rüyâ mı görüyoruz? Az önce geceydi, şimdi gündüz oldu” dedik.
Ve huduttan dışarı çıktık.
O an zifirî karanlık oldu yine.
Göz gözü görmüyordu.
Şaşırıp kaldık yine.
“Hayâl mi görüyoruz” dedik.
Ve tekrar içeri girdik.
Ama biz huduttan içeri girdik.
Yine gündüz gibi oldu ortalık.
Hayretle birbirimize baktık!
Bu hâl üç kere tekrar etti.
Biz o zaman akıllandık.
“Bu, bize bir îkâz-ı ilâhî” dedik.
Ve tövbe edip, bu işi terkettik.