Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Seyyid Fehîm hazretleri zamânında, Van’da mâliye müfettişi olan Necâti Bey anlatıyor:
Müks'e gittim bir sene.
Kaymakam ve ilçenin bâzı mühim zevâtını da gördüm orada.
Sanki bir yere gideceklerdi.
Sordum ki;
“Hayırdır, yolculuk nereye?”
“Arvas'a, Seyyid Fehîm hazretlerini ziyârete gidiyoruz” dediler.
“Ben de geleyim” dedim.
Ve atlara binip, düştük yola.
Ama, benim içim bir hoştu.
Zîrâ din ile pek ilgim yoktu.
Ayrıca da içkiye müptelâydım.
Heybeme iki şişe (içki) koydum.
Zîrâ içmeden edemezdim.
Ama şişelerle giremezdik huzûra.
Derken Arvas kabristanına vardık.
Şişeleri, orada gizlice sakladım.
Sonra vardık o velînin huzûruna.
Onu görünce çok sevdim.
Hem de (aşk) derecesinde.
Elini hürmetle öpüp arz ettim ki:
“Ben de bu yola girmek isterim.”
O, tebessüm edip;
“Şişe ile tasavvuf birlikte olur mu? Git, kabristanda sakladığın o iki şişeyi kır da gel” buyurdu.
“Peki efendim” dedim.
Ve gidip, birini kırdım.
Öbürünü bıraktım.
Huzûruna gelince; “Ey müfettiş! Git öbür şişeyi de kır ki istediğin olsun” buyurdu.
Ben yine;
“Peki efendim” dedim.
Ve gidip kırdım öbürünü de.
Tövbe ettim o zâtın önünde.