Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Seyyid Fehîm hazretleri, Arvas'tan Van'a gelmişti.
Mevsim yaz olup, çok sıcaktı.
İnsanlar bunalıyordu sıcaktan.
O ara bir genç, kar getirdi dağdan.
Ve arz etti Seyyid Fehîm'e.
Büyük velî memnûn olup sordu:
“İsmin ne senin?”
“Fehîm efendim.”
Mübârek sevdi bu genci.
Ve şefkatle baktı bir an.
İşte ne olduysa o anda oldu.
Kalbi, bu velînin sevgisiyle doldu.
Seyyid Fehîm Arvas'a döndü.
Genç Fehîm koştu annesine:
“Anneciğim, hazırla heybemi!”
“Hayrola oğlum, nereye?”
“Arvas'a anne.”
“Aman oğlum gitme sakın! Yem olursun kurda kuşa!”
Ama o, vermişti kararını.
Heybesini omuzlayıp düştü yola.
Gerçekten ölüm saçıyordu yollar!
Fırtına, tipi, kar. Sonra aç kurtlar!
Derken bir adam çıktı karşısına:
“Nereye oğul, yardım edeyim!”
Hiç ilgilenmedi.
Cevap da vermedi.
Nihâyet akşam oldu.
Ezânlar okundu.
Seyyid Fehîm hazretleri;
“Bir yolcumuz geliyor” buyurdu.
Az sonra o yolcu geldi.
"Kardan adam" gibiydi!..
Büyük velî sordu gence:
“Yolda rastladığın kişi, Hızır'dı.
Niçin yardımını kabûl etmedin?”
Arz etti ki:
“Ben zâten sizinleydim efendim.
Siz de geliyordunuz yanım sıra.
Siz varken bakar mıyım Hızır’a?”