Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Seyyid Fehîm hazretleri, abdest almak için çeşmeye gitmişti.
O esnâda bir (genç) geldi.
Seyyid Fehîm, bir baktı ona.
Gencin hâli değişti birden.
Gayriihtiyârî Ona (âşık) oldu.
Kalbi bu velînin sevgisiyle doldu.
Bu, Ermeni bir papazın oğluydu.
Aradan aylar geçti.
Seyyid Fehîm hazretleri yine bir gün o çeşme başına gitti.
Az sonra biri gelip;
“Efendim, beni falan Ermeni genci gönderdi. Sizi görmek istiyor. Bana; (Git ricâ et, kabûl ederse buraya getir) dedi. İsterseniz, hemen gidebiliriz” dedi.
Mübârek zât kabûl etti.
Ve birlikte o eve gittiler.
Ermeni genç, bu velîyi gördü.
Pek çok sevindi ve;
“Efendim, öyle zannediyorum ki ecelim çok yakın. Bana dîninizi telkîn edin lütfen. Zîrâ sizi çok seviyorum. Birkaç ay evvel çeşme başında gördüğümde çok sevmiş ve hakkınızda; (O hangi dindeyse, o din hak dindir) demiştim” dedi.
Büyük velî memnûn oldu.
Şefkatle nazar etti gence.
Sonra îmânı telkîn etti.
Ve beklenen oldu.
Kelime-i şehâdet yankılandı.
Babası da oradaydı.
Seyyid Fehîm, babasına dönüp;
“Oğlunuz son nefesinde kâmil bir Müslüman oldu. O şimdi sizin değil, bizimdir” buyurdu.
Ve genci alıp defnetti mezarına.
İslâm mezarlığına...