Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Abdülhakîm-i Arvâsî (rahmetullahi aleyh) hazretleri anlatıyor:
Üstâdım Seyyid Fehîm hazretleri, bir gece sohbet etmişti.
Çok hoşuma gitti.
Hiç böyle sohbet dinlememiştim.
Konuştukça nûr çıkardı ağzından.
Feyiz ve bereket saçılıyordu.
Çok istifâde ettim.
Tesîrini kalbimde hissettim.
Hattâ çok yüksek derecelere çıktığımı zannettim.
Bunun için kalbimden;
“Gâliba bu iş bitti” dedim.
Ertesi gün huzûruna vardım.
Bir ağacının altında oturuyordu.
O ağacı gösterip sordu bana:
“Bu, ne ağacıdır?”
“Elmadır efendim” dedim.
Sordu yine:
“Bu ağacın gövdesi, dalları, her dalında da yüzlerce elma var değil mi?”
“Evet efendim.”
“Peki, bir meyve kurdunun, bu elmalardan birinin içine, oradan da çekirdeğine girdiğini düşün.”
“Evet efendim.”
“O kurtcağız, o çekirdekten biraz yese ağacın tamâmını yemiş sayılır mı?”
“Sayılmaz tabii efendim.”
Bana sevgiyle bakıp;
“Öyleyse bu yolda az bir şey ele geçirince, hemen (bu iş bitti) dememeli. Ele geçen az bir şeye kanâat etmeyip, daha çoğunu istemeli” buyurdu.
Hatâmı anlamıştım.
“Peki efendim” dedim.
Ve özür diledim kendisinden.