Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Abdülhakîm Arvâsî hazretleri, Seyyid Fehîm hazretlerinin talebesiydi.
Bir gün atına bindi.
Ve Başkale'den Arvas'a gitti.
Üstâdını ziyâret edecekti.
Fehîm hazretleri, onu gördü.
Ve kendisine;
“Acele Hoşab'a git!” buyurdu.
O da “Başüstüne” dedi.
At değiştirip koşturdu Hoşab'a.
Ama merak etmişti.
Yolda kendi kendine;
"Büyüklerin her işi hikmetlidir. Hoşab'a gitmemin de bir hikmeti olsa gerek. Gidince anlarım" diye düşündü.
Nihâyet köye vardı.
Gördü ki bir hareket var.
İşkillendi hâliyle.
Sorup soruşturdu.
Öğrendi ki, Ağanın damı çökmüş. Hayvanları ölüp, yirmi koyun (leş) olmuş.
Ağa, kendi kendine;
"Bu işi halktan gizleyip ölen hayvanlarla köylüye bir ziyâfet vereyim. Hem leşler değerlenir, hem de îtibârım artar" diye düşünmüş.
Çabucak yüzdürmüş leşleri.
Ve yaktırmış ocakları.
Halk da başlamış toplanmaya.
O ara Abdülhakîm Efendi geldi.
Vaziyeti öğrenip toplattı etleri.
Yemekleri dereye döktürdü.
Sonra gitti zaptiyeye.
Durumu ihbâr etti.
Ve Ağayı hapse attırdı.
Hoşab'a acele gelmesinin hikmeti anlaşılmış oldu böylece...