Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Hazret-i Alî (radıyallahü anh), halîfe iken zırhını kaybetmiş ve çok aradıysa da bulamamıştı.
Bir gün Kûfe'de idi.
Zırhını, bir Yahûdîde gördü.
Ve ona buyurdu ki:
"Bu zırh benim, sende ne arıyor?"
Yahûdî îtirâz etti:
"Hayır, bu zırh benim."
Hazret-i Alî, yahûdîye;
"Kadıya gidelim” dedi.
Ve birlikte kadıya gittiler.
Kadı Şüreyh, hazret-i Alîye sordu:
"Mesele nedir?"
Hazret-i Alî arz etti:
"Bunun elindeki zırh benimdir.”
Kadı Şüreyh Yahûdîye döndü:
"Sen ne diyorsun?"
"Hayır, bu zırh benimdir” dedi.
Kadı, hazret-i Alî'ye sordu:
"Senin şâhidin var mı?"
"Âzâtlı kölem Kamber ve oğlum Hasan, şâhittirler.”
Ancak kadı Şüreyh dedi ki:
"Oğulun babaya şâhitliği câiz değil, başka şâhit göster." Yahûdî bunları dinledi.
Çok duygulandı.
Ve sesi titreyerek;
"Mü’minlerin emîri, beni kendi hâkimine götürdü. Ama kendi hâkimi kendisinin aleyhine hüküm veriyor. Böyle bir adâlet ancak hak dinde olur" dedi.
Şehâdeti getirdi.
Müslüman oldu ve;
"Ey mü’minlerin emîri, bu zırh senindir. Zîrâ senin devenden düşmüştü de ben almıştım" deyiverdi.