Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Alî bin Ebî Tâlip radıyallahü anh vefât edince, oğulları Hasan ve Hüseyin onu defnettiler.
Geri dönerken bir inilti duydular.
Baktılar ki, orada biri yatıyor.
Çok yaşlı, garip ve hasta.
Üstelik de ağlıyor.
Acıyıp sordular ki:
"Amca niçin ağlıyorsun?”
"Derdim büyük gençler.”
"Nedir derdin baba?"
"Ben bir yiğidi merak ederim ki, bir senedir gelir ve bütün ihtiyâcımı görürdü. Bugün gelmedi. Ben onsuz ne yaparım?
"O yiğit kimdi baba?”
"Bilmiyorum. İsmini sordum, söylemedi. Israr edince de; (İsmimi ne yapacaksın? Ben, Allah için hizmet ediyor, mükâfâtını da Ondan bekliyorum) dedi.”
"Peki nasıl biriydi?”
"Ben âmâyım, onu târif edemem.
Ama devamlı Rabbini zikrederdi.
Zikrine melekler de iştirak ederdi”
İki kardeş ağlamaya başladılar!
Bu defâ o merak etti:
"Siz niçin ağlarsınız?”
"Târif ettiğin kişi babamızdır.
Adı dahî Alî bin Ebî Tâlip'tir."
"Ne oldu ona?"
"Bu sabah vefât etti.”
O bunu duyunca, yalvardı ki:
“Beni onun kabrine götürün!"  
Götürdüler.
Orada açtı ellerini ve ağlayarak;
"Yâ ilâhî! Beni bu kabir sâhibine kavuştur. Ben onsuz yaşayamam" diye duâ etti.
Duâsı kabûl olup vefât etti.
Ve oracığa defnolundu.