Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Anadolu evliyâsından olup, 1697'de İstanbul'da vefât eden Gavsî Ahmed Dede’nin yakınlarından bir delikanlı vardı.
Bu zâtı çok seviyordu.
Bu genç, bir yolculuğa çıktı.
Deniz yolculuğuna.
Dönüşte geldi bu zâtın huzûruna.
Büyük zât sevgiyle karşıladı genci
Buyurdu ki:
“Hoş geldin oğlum.”
“Hoşbulduk hocam.”
“Yolculuk nasıl geçti evlâdım?”
“Hamdolsun hocam, iyi geçti.”
“Bir terslik oldu mu?”
“Hayır hocam, olmadı.”
“Peki, gemide namazlarını tamam kılabildin mi?”
Genç, büktü boynunu.
Mahçup bir hâli vardı.
Zîrâ yolculuk esnâsında birkaç vakit namazı kazâya kalmıştı.
Büyük velî anladı:
“Yoksa kılamadığın namazlar mı oldu?”
“Evet hocam. Maalesef birkaç vakit namazım kazâya kaldı.”
Merakla sordu:
“Neden oğlum?”
“Gemide eşyâlarım vardı. Onların yanından ayrılamadım.”
“Çalınır diye mi korktun?”
“Evet hocam.”
Büyük zât üzülmüştü.
“Vâh evlâdım, çok yanlış yapmışsın. Keşke bütün malların çalınsaydı da, bir vakit namazın kazâya kalmasaydı. Bana sorarsan, bir vakit namâzım kazâya kalacağına, bin defâ ölmeyi tercîh ederim” buyurdu.