Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Seyyit Gâzi Dede, birkaç talebesiyle bir yerde otururken, bir koyun sürüsü geçti.
Bu zât, o sürüye baktı.
Ve içlerinden beyaz, uzun boynuzlu ve iri bir koça işâret edip;
“Şu koçu tutup getirin” dedi.
İki genç, fırladılar hemen.
Ve tutup getirdiler onu.
Hocaları bu defâ;
“Kesin, pişirin” diye emretti.
Gençler, buna şaştılar.
Ve birbirlerine bakıştılar.
Zîra içlerinden;
"Bu koç bize âit değil. Ama hocamız, onu kesip pişirmemizi emrediyor. Hikmeti nedir acabâ?" diyorlardı.
Emri yerine getirdiler.
Sofralar kuruldu.
Yemeye yeni başlamışlardı.
Yaşlıca bir köylü geldi oraya.
Nefes nefese sordu ki:
“Bir koyun sürüsü geçti mi?”
“Evet, geçti.”
“O sürü benimdir hocam. İçlerinde beyaz, uzun boynuzlu, iri bir koçu size vermeyi nezretmiştim. Kesip de talebenizle birlikte yemeniz için size getirecektim” dedi.
Büyük velî buyurdu ki:
“Üzülme, biz o işi hâllettik.”
“Hâllettiniz mi, nasıl?”
“Şu sofrada yediğimiz et, bize nezrettiğin koçun etidir. Nezrin yerine geldi. Çünkü biz o koçu kestik, pişirdik ve birlikte yiyoruz işte.”
Köylü de şaşırdı bu cevâba.
Bütün talebeler de...