Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

Müşrikler, Resûlullahı üzmüşlerdi.
Hak teâlâ, dört melek gönderdi.
Bir tanesi Efendimize dedi ki: “Ben denizlere müvekkil meleğim. Emret, bunları suya gark edeyim.”
Cevap tek cümleydi:
"Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah!"
İkinci melek arz etti ki: “Ben, rüzgârlara müvekkelim. İstersen Mekke'yi kaldırayım ve kuvvetlice yere çarpayım.
Buyurdular ki:
"Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah!”
Üçüncüsü dedi ki: Ben de şu güneşe müvekkelim. İstersen, güneşi yaklaştırayım. Cümlesi kavrulup helâk olsun!”
Cevap aynıydı:
"Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah!"
Sonuncusu arz etti ki: “Ben de, dağlara müvekkelim. Sen emret, bir dağı kaldırayım. Mekke'nin üzerine bırakayım!”
Efendimiz buyurdu ki:
"Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah! Şu duâma âmin deyin!”
Sonra el kaldırıp;
"Yâ Rabbî! Bilmiyorlar. Bilseler yapmazlar. Sen onlara hidâyet ver" diye yalvardılar.
Melekler "Âmin!" dediler.
Ve arz ettiler ki:
"Yâ Resûlallah! Önceki peygamberler güç durumda kalınca, kâfirlere bedduâ ederlerdi. Biz de o kavimleri helâk ederdik. Ama sen duâ ediyorsun.”
Efendimiz buyurdular ki:
"Hak teâlâ beni rahmet olarak gönderdi. Ben, azap sebebi değil, rahmet vesîlesiyim.”