Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

 
Efendimiz aleyhisselâm evinde idi.
Hazret-i Ebû Bekir geldi.
"Yâ Resûlallah! Çok açım" dedi.
Efendimiz sükût ettiler.
Az sonra Ömer bin Hattâb geldi.
Ve arz etti ki:
“Yâ Resûlallah, karnım çok aç."
Efendimiz yine sükût ettiler.
Az sonra Hazret-i Alî geldi.
Ve Efendimize dedi ki:
“Çok açım yâ Resûlallah!”
Efendimiz, çok sevdiği bu üç sahâbîsinin hâline çok üzüldüler.
Kendileri de çok açtı.
Hazret-i Alî arz etti ki:
"Muâz bin Cebel'e gidelim yâ Resûlallah! Onun bahçesinde bir hurma ağacı var. Meyvesi varsa bize de ikrâm eder.”
Efendimiz;
"Olur yâ Alî!" buyurdular.
Ve kalkıp o eve vardılar.
Efendimiz sordu:
"Yâ Muâz, hiç hurman var mı?”
"Maalesef yâ Resûlallah!” dedi.
Efendimiz bir hurma ağacı gördü.
Ama kuru bir ağaçtı.
"Yâ Alî, şu kuru ağaca git.
Selâmımı söyle!" buyurdu.
O da "başüstüne" dedi.
Ve koştu bahçeye.
Fakat o da ne?
Ağacın dalları tâze hurma doluydu.
Bir sepeti tâze hurmayla doldurdu.
Efendimize getirip arz etti ki:
“Buyurun yâ Resûlallah!"
Hepsi çok sevindiler.
Doyana kadar yediler.
Yine de, hurmalar hiç eksilmedi.
Hazreti Muâz, komşulara dağıttı.
Bitmek şöyle dursun azalmadı bile.