Menkıbeler

Abdüllatif Uyan

 
Hazret-i Fâtıma  vefât etmişti.
Cenaze hizmetini gördüler.
Ve o gece kendisini defnettiler.
Ertesi sabah oldu.
Hazret-i Alî kalktı.
Doğruca kabristana gitti.
Ve bir Fâtiha okuyup;
"Ey mevtâlar! Bıraktığınız mallar vârislere taksîm edildi. Hanımlarınız başkalarıyla evlendi. Evlerinize tanımadığınız kimseler taşındı. Bizden size haber bunlardır" diye seslendi.
O anda bir ses işitti.
Kulak verip dinledi.
"Yâ Alî! Dünyâ malından Allah için verdiklerimizin burada faydasını gördük. Dünyâda kullandıklarımız kâr kaldı yanımıza. Ama bıraktıklarımızı ziyân ettik" diyordu.
● ● ●
Bir savaşta hazret-i Alî'nin ayağına ok saplanmıştı.
Eshâb-ı kirâm cerrah çağırdılar.
Cerrah vaziyete bakıp dedi ki:
“Ok, kemiğe saplanmış.
Onun için kolay çıkmaz.”
Hazret-i Alî sordu:
“Peki ne yapacağız?”
“Bayıltmamız lâzım.”
“Bayıltmana, hiç lüzum yok.
Ben şimdi namaza durayım.
Sen dahî o oku çek ve çıkar!”
Az sonra ezân okundu.
Hazret-i Alî namaza durdu.
Cerrah, neşter vurup çıkardı oku.
Hazret-i Alî selâm verip sordu ki:
“Oku hâlâ çıkarmadın mı?”
“Çıkardım, duymadınız mı?”
“Hayır bir şey hissetmedim.”