Adnan Şahin

Türkiye gazetesinde yaklaşık üç yıldır aynı isimle (EN BÜYÜK SOFRA) gastronomi özelinde yazılar yazıyorum, HOŞBEŞ isimli çok değerli tespitler yapan bir köşemiz de vardı. Ülkemizin gastronomi adına saygın isimleri Zeynep KAKINÇ, Defne ERTAN TÜYSÜZOĞLU, Cüneyt ASAN, Osman SERİM, Aydın DEMİR’den bu köşede görüşler alırdık. Bu vesileyle tekrar hepsine sonsuz teşekkürler ediyoruz. 2022’ye girerken farklı bir başlıkla ve yine ülkemizin saygın isimlerinden bir grupla, yeni bir heyecanla devam edelim dedik. 

Sayfamızın adı HALKIN MUTFAĞI, değerlendirme alacağımız isimler Ebru BAYBARA DEMİR, Hazer AMANİ, Emre KARACA, Nilhan OSMANOĞLU, Mehmet GÜVEN ve köşemizin ismi BEŞİ BİR YERDE olsun dedik. Peki, neden HALKIN MUTFAĞI?

Alan DUNDES “HALK KİMDİR?” başlıklı makalesi ile gelişip genişleyen halk bilimine farklı bir bakış açısı getirmiştir. Halkı kırsalda, eğitimsiz veya çok az bir eğitim almış insan grupları olarak kabul eden yaklaşım yerine günümüzde disiplinler arası yaklaşımlarla çevresini sorgulayan ve insanları bir araya getiren unsurları tespit ederek ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan fayda sağlamaya dönük çalışmalara verilen isim olmuştur HALK.

İnsan ve kent merkezli çalışmalar, aslında içinde yaşanılan zaman ve mekân bağlamında tanıdık olanın farkındalığını sağlamaktadır. Kente ve kentliye ait olan unsurlar, aslında en yakınında durup varlığı ile dikkati hiç çekmeyenlerdir. 19. yüzyılın önemli filozoflarından HEGEL, bu durumu “AŞİNA OLUNANIN BİLİNMEZLİĞİ” şeklinde ifade ederken bu düşünceden hareketle 20. yüzyılın düşünürlerinden Henri LEFEBVRE, gündelik hayata odaklanmış ve gerçeğin gündelik olanda gizli olduğunu hatırlatırken “EN OLAĞANÜSTÜ OLAN ŞEY AYNI ZAMANDA EN GÜNDELİKTİR; EN TUHAF OLAN ŞEY GENELLİKLE EN BAYAĞI OLANDIR…” der.

İlk yazımız ise PAZARLAR. Eskiden esnaf bulunduğu mahalleyi ailesi gibi benimser, samimi bağ kurarlarmış. Pazarlar aynı zamanda sosyal hayatın da merkezi konumunda. Kutlamalar halkın yoğun biçimde bulunduğu pazarlarda yapılırmış. Pazar sözlükte “ALICI VE SATICILARIN TİCARET İÇİN BELLİ ZAMANLARDA TOPLANDIKLARI ÜSTÜ AÇIK KAMU ALANI” anlamına gelir. Küçük pazarlara ARAPÇADA SÜVEYKA, FARSÇADA BÂZÂRCE, TÜRKÇEDE PAZARCIK denir. Büyük pazarlar için Türkçe’de PANAYIR kelimesi kullanılırmış. ÇARŞI ise iki pazar sokağının kesişmesiyle oluşan dört yol ağzına deniyor.

Osmanlı döneminde, çarşılar genellikle tek bir bölge olup, bedesten, han ve arastalardan oluşuyor. Yapıları ve fonksiyonlarına göre KAPALI ÇARŞI, BEDESTEN (BEZZÂZİSTAN) ve ARASTA gibi isimler verilirmiş.  Birçok farklı isimle anılan pazarlar: ARABA PAZARI, AT PAZARI, BEYAZIT HAN PAZARI, ÇİNGENE PAZARI, DAKÎK PAZARI, DEBBÂĞHÂNE ÇARŞISI, ESİR PAZARI, EŞE KADIN PAZARI, KATIR HANI PAZARI, KELE PAZARI, KOYUN PAZARI, KÜÇÜKPAZAR, MANYAS PAZARI, MEYHANE PAZARI, MİHALBAŞI PAZARI, MURADİYE PAZARI, ODUN PAZARI, SARAÇHANE KÖPRÜSÜ PAZARI, SIĞIR PAZARI, TAŞLIK PAZARI. Elbette bizi ilgilendiren YİYECEK ve İÇECEK satışlarının olduğu pazarlar. Günümüzde de nerede ise her şehrimizin semtlerinde SALI PAZARI, ÇARŞAMBA PAZARI, PERŞEMBE PAZARI, CUMA PAZARI veya BALIK PAZARI, KOYUN PAZARI, HAYVAN PAZARI, TAVUK PAZARI şeklinde kuruldukları günün adını aldığı gibi satılan mala göre de isimlendirilir pazarlar. Bir de tarihin içinden gelenler vardır BEYPAZARI KÖYLÜ PAZARI / ANKARA, Sınırları aşan şöhret: AYVALIK PAZARI - BALIKESİR, dualar ile açılan TİRE SALI PAZARI - İZMİR. Ayrıca yenik düşenler var zamana: Isparta’nın Eğirdir ilçesinde 800 yıldır varlığını sürdüren ve 13. yüzyılın başlarında bölgeye yerleşen Türkmenler tarafından kurulduğu kaydedilen tarihî PINAR PAZARI gibi.

Prof. Dr. Metin SÖZEN in bir sözü geldi aklıma “KALE DÜŞERSE KENT DÜŞER, ÇARŞI BİTERSE YAŞAM BİTER, MAHALLE BOŞALIRSA DAYANIŞMA BİTER. Demem o ki mahallelerimize, çarşılarımıza, pazarlarımıza sahip çıkmalıyız; çünkü bu sahiplenme aslında kendimize sahip çıkmak anlamına gelir.

RESMİN BÜYÜK HALİ İÇİN GÖRSELE TIKLAYIN