Gönül Sultanları

Ahmet Demirbaş

 
 
"Sabrın imândaki yeri, başın bedendeki yeri gibidir. Başsız beden olmayacağı gibi, sabırsız da imân olmaz."
 
 
Bela ve sıkıntılara sabrederek göğüs germek büyük nimettir… İslâm büyükleri sabrı çeşitli şekilde tarif etmişlerdir.
"Sabır, acı şeyi yüzünü ekşitmeden içmektir. Yani, şikâyet ve feryatta bulunmadan, hoşnutsuzluk göstermeden, gelen belaya katlanmaktır."
"Sabır, bela gelince güzel edeple durmak, şikâyetsiz olmak, belada fâni, yok olmaktır."
"Sabır, âfiyet gibi belâ ile de arkadaş ve ahbab olmak, onunla bulunmaktır."
Belalara sabretmek, kurtuluşa sebep olan güzel huylardandır. Sabır, Peygamberlerin hasletlerindendir. Allahü teâlâ, habîbine sabrı buyuruyor ve Ahkâf sûresi onbeşinci âyetinde (O hâlde "Ey Resûlüm, kâfirlerin eziyetlerine karşı" Ülûl'azm peygamberlerin sabrettikleri gibi sabret ve onlar hakkında azap için acele etme!) buyuruyor.
Bir farzı yapmak veya bir günâhtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Çünkü, Peygamber aleyhisselâma (imân nedir?) diye sorulduğunda (Sabırdır) buyurdu.
Sabrın büyüklüğü ve fazîleti sebebiyle Kur'ân-ı kerîmde yetmişten fazla yerde sabır ve sabredenlerin sevâblarının hesapsız verileceği bildiriliyor. Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Ey müminler, itâat ediciyi âsiden ayırmak için sizi gazâda düşmandan korkmakla, yahut oruç, kıtlık ve açlıkla, zekât ve bir zarar neticesinde malın azalmasıyla, hastalık ve zayıflık gibi beden noksanlıklarıyla, gök ve yer âfetlerinden meyvelerinizin veya meyve yerinde olan evlâtlarınızın mahv ve noksanlığıyla imtihan ederim. Ey habîbim, sen sabredicilere ikrâmımı müjdele!)
Sabrın fazîleti o kadar büyüktür ki, Allahü teâlâ, sabrı çok aziz eyledi. Herkes sabır nimetine kavuşamaz. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Size verilen en az şey, yakîn ve sabırdır. Bu ikisinin kendisine verildiği kimse, çok nâfile namaz kılmasa da, oruç tutmasa da korkmasın! Bugünkü hâlinize sabredin, değişmeyin! Bu sabırlı hâlinizi, bir kimsenin, bütün insanların iyi amellerini yapmasından daha çok severim. Sabreden tam sevap  alır.)
(Mümine gelen her dert, üzüntü, hastalık, eziyet, sıkıntı, günâhlarına keffârettir.)
Peygamber efendimiz, taş kaldırıp kuvvet denemesi yapan bir topluluğa rastladı. Onlara sordu:
-Bu taşı kaldırmaktan daha zor şey nedir bilir misiniz? Bundan daha zorunu size bildireyim mi?
-Bildir yâ Resûlallah, dediler.
-Öfkeli bir kimse, öfkesini yener, sonra sabır yolunu tutarsa, sizin en ağır taşı kaldırmanızdan daha kuvvetlidir.
Hazret-i Ali buyurdu ki:
"Sabrın imândaki yeri, başın bedendeki yeri gibidir. Başsız beden olmayacağı gibi, sabırsız da imân olmaz."
Dünya mihnet ve sıkıntı üzerine kurulmuştur. Sıkıntının ise, sabretmekten başka çâresi, katlanmaktan başka kurtuluş yolu yoktur...