Gönül Sultanları

Ahmet Demirbaş

Bir hastalık, bir bela gelince bağırıp çağırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur. Bunun tek çaresi Allahın takdirine razı olmaktır. 
 
Bu dünya zahmet ve belâ yeridir. Bu dünyaya gelen, bu musîbetlere maruz kalacaktır. Dünya ve âhiret hayatını kazanmak isteyenin açlığa, insanların kötülemesine ve çeşitli musîbetlere sabretmesi lâzımdır. 
Üç sabır çok sevgilidir: Taate sabır, günâh işlememeye sabır, bela ve mihnete sabır... Çocuğun ölmesi, malın elden çıkması ve göz, kulak gibi uzuvların görmemesi ve işitmemesi gibi insanın isteği ile ilgisi olmayan musîbetlere sabretmekten fazîletli sabır yoktur. Belalara sabır, sıddîkların derecesidir. Bunun için Peygamber aleyhisselâm duâ ederken (Yâ Rabbî! Bana o kadar yakîn ver ki, musîbetler bana kolay ve hafif gelsin!) buyurdu.
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ buyurdu ki: Ben kullarımdan herhangi birine, bedeninde, malında veya evlâdında bir musîbet verdiğim vakit onu güzel bir sabırla karşılarsa, kıyâmet günü onun için mîzân ve hesap kurmaktan hayâ ederim.)
Bir kimse Resûlullah efendimizin huzûruna gelip "Ey Allahın Resûlü, malım gitti, param gitti, vücudum hasta oldu" dedi. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Malı gitmeyen, parası bitmeyen ve hasta olmayan kimsede hayır yoktur. Zira Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu belaya müptela kılar. Ona bela  verdiğinde, ona sabır ihsân eder.)
Abdullah bin Mübârek hazretleri buyurdu ki:
"Musîbet birdir. Musîbetin geldiği kişi, feryat eder, ağlar sızlarsa, iki olur. Biri musîbet, diğeri sevabın gitmesi. Bu musîbet öncekinden daha büyüktür. Sabredenlerin karşılığı ise hesapsızdır. Yâni sabredenlere verilen sevabın miktarını Allahü teâlâdan başkası bilmez. Nitekim Allahü teâlâ Zümer sûresi onuncu âyetinde buyurdu ki:
(Sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir.)
Kul, her anda nefsinin hoşuna giden veya gitmeyen bir işten ayrı değildir. Her iki hâlde de sabra muhtaçtır. Mal, nimet, makam, sıhhat ve buna benzer şeylerde kendini tutmayıp, bu nimetlere dalar ve kalbini bunlara bağlarsa ve bu hâlde durursa, onda nimetlere aşırı derecede dalmak ve haddi aşmak meydana gelir. "Herkes mihnete katlanır, ama sıddîklar hariç, âfiyette sabreden pek azdır" demişlerdir.
Allahü teâlânın gönderdiği bela ve sıkıntılara sabrederek göğüs germek büyük nimettir. Sabredemeyen felâkete düçâr olur.
Mâruz kalınan felaketler insanın ibâdet etmesini engelleyebilir. Bir hastalık, bir bela gelince bağırıp çağırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur. Bunun tek çaresi Allahın takdirine râzı olmaktır. Mâruz kalınan musîbetlerin ve çekilen zahmetlerin getireceği perişanlıktan kurtulmanın tek çaresi sabretmektir. Sabırlı olmayan muvaffak olamaz. Sabreden murâdına erer...