Gönül Sultanları

Ahmet Demirbaş

Merv şehrinin hâkiminin bağına-bahçesine bakan bir hizmetçisi vardı. Bir gün ondan üzüm istedi. Ancak getirdiği üzümler ekşi idi!
 
 
Yediklerimizin helalden mi haramdan mı olduğuna çok dikkat etmeliyiz... Din büyüklerimiz bu hususta buyuruyorlar ki: "Helal lokma, kalbi nurlandırır, insan daha kolay ibadet eder. Haram lokma ise, insanı şeytanın oyuncağı yapar... Helâl lokma yiyenin, eli kolu bağlansa, yine ibadete koşar. Haram yiyen ise ibadetten soğur..."
              ***
Merv şehrinin hâkimi (kadısı) Nuh bin Meryem'in gelinlik çağında, sâliha bir kızı vardı. Bu kıza, ülkedeki, ileri gelen zengin, makam ve mevki sâhibi kimselerden talip olanlar vardı; ancak o, hiçbirine layık görmedi...
Bu zâtın "Mübârek" adında, bağına-bahçesine bakan bir kölesi (hizmetçisi) vardı. Bir gün Efendisi, Mübârek'ten üzüm isteyince, toplayıp geldi. Getirdiği üzümler ham idi. Efendisi;
-Ey Mübarek! Niçin bana ekşi üzüm getiriyorsun? dedi. Mübârek;
-Efendim, onlardan hiç tatmadım ki, iyisini nasıl bileyim, cevâbını verdi.
Kadı efendi bu cevaba şaşıp kalmıştı! Hizmetçisine dönerek;
-Benim bir kızım var, pekçok kimse onu ister. Hangisine vereceğimi bilemiyorum. Bu hususta sen ne dersin? diye sordu. Mübârek, şöyle dedi:
-Efendim, insanlar, dâmat için; câhiliyye devrinde soya sopa; Yahûdîler ve Hristiyanlar güzelliğe, Resûlullah zamânında dindârlığa, haramlardan sakınmaya bakarlardı. Zamânımızda ise, mala ve makama bakılıyor. Artık bunlardan dilediğini seçebilirsin!..
Bunun üzerine efendisi:
-Ben dindarlığı ve takvâyı seçiyorum ve kızımı seninle evlendirmek istiyorum, dedi ve onu evine götürdü. Hanımına;
-Bu sâlih bir hizmetçidir. Kızımızı bununla evlendirmek istiyorum, senin fikrin nedir? deyince, hanımı;
-Bir de kıza soralım, cevabını verdi. Kızdan da müsbet cevap alınca nikâhları kıyıldı...
Fakat Mübârek, kızın yanına kırk gün gitmedi. Kızın annesi durumdan haberdâr olunca;
-Ey efendi, aradan bunca zaman geçtiği hâlde damadımız dönüp de kızımızın yüzüne bile bakmamış, dedi. Bunun üzerine kâdı dâmâdını çağırttı ve sordu:
-Ey Mübârek! Bu duyduklarım doğru mu? Dâmat:
-Ey Müslümanların kâdısı! Ola ki kızınız şüpheli bir şey yemiştir. Bu zamâna kadar bekledim ve ona helâl yemek yedirdim. Belki Allahü teâlâ bize sâlih bir evlat verir. Bundan başka bir düşüncem yoktur, dedi.
Kırk gün geçtikten sonra hanımına yaklaştı. Haram ve helâle bu derece dikkat ettiği için Allahü teâlâ ona bir çocuk verdi. Bu hayırlı evlat da "Abdullah bin Mübarek" adıyla kendi zamanının en büyük âlimi oldu...