Gönül Sultanları

Ahmet Demirbaş

Âlimler iyi ise, millet de iyi olur. İleriye gider. Onlar, bozuk olursa, millet de bozulur. Felakete gider.
 
Müslümanlar devlete karşı isyan etmez, fitneye karışmaz, kanunlara karşı gelmez. Ehl-i sünnet âlimleri, siyasete karışmamış, yazıları, sözleri ile  devlet adamlarına nasihat vermişler, onlara hak ve adalet yolunu göstermişlerdir. Bazı cahil din adamları, Ehl-i sünnet âlimlerinin yolundan ayrılarak, devlet işlerine karışmış, asıl vazifeleri olan öğrenmek ve öğretmek saadetini ihmal ederek, kendilerine de, Müslümanlara da faydalı olamamışlardır.
Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: (Fitne çıkarana Allah lanet etsin!)
Seadet-i Ebediyye kitabında buyuruluyor ki:
"Müslüman olsun, kâfir olsun, âdil olsun, zalim olsun, hiçbir hükûmete karşı isyan etmek, kanunlara karşı gelmek, hiçbir zaman caiz değildir. Fitne çıkarmamalı, fitne çıkaranların arasına karışmamalıdır."
Ehl-i sünnet âlimlerinin en büyüklerinden olan, İmam-ı Rabbani müceddid-i elf-i sani Ahmed Farukî Serhendî hazretleri Mektubat kitabında buyuruyor ki:
İslâm âlimi, milletin yanında, bedendeki kalp gibidir. Kalp, temiz, iyi olunca, beden iyi işler yapar. Kalp bozuk olunca bütün uzuvlar, hep kötü iş yapar. Bunun gibi, âlimler iyi ise, millet de iyi olur. İleriye gider. Onlar, bozuk olursa, millet de bozulur. Felâkete gider...
Ekber Şâh'ın hükûmeti zamanında, Müslümanların başına ne sıkıntılar, ne felâketler gelmişti, hepimiz biliyoruz. Bin yıl önce, Müslümanlar kendi dinlerinde olacak, kâfirler de kendi yollarında kalacaktı. Nitekim Kâfirûn sûresi, bu hâli haber vermektedir... Bundan birkaç sene önce ise, din düşmanları, Müslümanların önünde, dinsizliklerini açıkça yapıyor, bir İslâm memleketi olan Hindistan'da, Müslümanlar, ahkâm-ı islâmiyyeyi yapamıyorlardı. Muhammed aleyhisselama inananların, onun ışıklı yolunda ilerleyenlerin aşağılanması, hırpalanması, ona inanmayanların, ona düşman olanların el üstünde tutulması, beğenilmesi, ne kadar acı ve korkunç bir alçaklık idi... Müslümanlar, yaralı kalpleri ile, sabrediyorlardı... Hidâyet, saadet güneşi, dalâlet ve irtidâd bulutları ile örtülmüş, hak, fazilet ışıkları, haksızlık, ahlâksızlık perdeleri altına çekilmişti...
Din düşmanı olanların ölmesi, bunların yerine gelenlerin, Müslümanlara da hak ve hürriyet tanımaları haberi işitildiği anda Müslümanlar, bunlara her türlü yardım ve hizmeti kendilerine borç bildi. Kavuşulan hürriyetten faydalanarak, bu temiz mayalı, asil kanlı milletin, İslamiyet’e yapışmasına, dinin, imanın kuvvetlenmesine çalışmayı en mukaddes vazife bildi. Bütün Müslümanların, devlete, hükûmete sözleri ile yazıları ile ve elleri ile işleri ile yardım etmesi zaten vâcibdir...