Gönül Sultanları

Ahmet Demirbaş

Zamanın Sultanı, bir köyde Abdullah el-Acemî'yle tanıştı ve ona "Kızımı seninle nikâhlamak isterim. Ne dersin?" diye sordu...
 
Şeyh Abdullah el-Acemî hazretleri, üstün hâller ve kerâmetler sâhibi bir zâttı. Haleb civârında bir köyde ikâmet ederdi. Bağ ve bahçelerde çalışırdı. 1242 (H. 640) senesinde vefât etti.
Bir gün, zamanın sultanı Melîk Zâhir Mücirüddîn, Abdullah el-Acemî hazretlerinin köyüne gitmişti. Onun, kim olduğunu bilmeden bir bahçe içinde görüp şöyle dedi:
-Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir!
O mübarek de çalıştığı bahçedeki nar ağacından bir tane koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve;
-Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin, narın ekşisini tatlısını ayırt edemiyor musun? dedi.
Abdullah el-Acemî kendisine âit olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melîkin sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcup oldu. Gidip bir ağacın altında iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti:
"Yâ Rabbî! Melîk'e ikram etmem için bana hangi narın tatlı olduğunu bildir!"
Onun namaz kılışını ve duâ edişini seyreden Melîk Zâhir, hayretinden atın üstünde donakalmıştı. Çünkü ağaçlar da onunla secdeye gidiyorlardı. Hayretle; "Demek bu genç keramet ehli!" diyerek atından indi ve onun ayaklarına kapanmak istedi.
O mübarek ise geri çekilerek böyle yapmasına mâni oldu. Melik;
-Namaz kılarken bütün ağaçlar seninle birlikte secdeye kapandılar. Sen mübârek bir kimsesin, dedi. Abdullah el-Acemî;
-Siz hâyâl görmüşsünüz Melikim!
-Hayır! Vallahi gerçek gördüm. Biz Melîk değil sizlerin hizmetçisiyiz...
Bu konuşmalardan sonra Melîk Zâhir ona duyduğu yakınlığı daha da artırmak istedi:
-Benim edepli ve sana lâyık bir kızım var. Onu size nikâhlamak isterim.
-Efendim ben, malı mülkü olmayan, bir garibim, cevabını verdi.
Fakat Melîk niyetinde kararlı ve çok ısrarlı idi. Saraya gidip durumu hanımına ve kızına da anlattı. Onlar da memnun olup, hemen çeyiz düzdüler. Sonra, nikâhı kıyıp, kızını develer yükü çeyizle gönderdi.
Düğün alayı Abdullah el-Acemî'nin köyüne yaklaşınca haberciler durumu kendisine bildirdiler. O da düğün alayını karşıladı. Sultanın kızını bir deve üstünde tahtırevan içinde görünce yaklaşıp;
-Ey Sultan kızı! Benim hanımım olmayı mâdemki kabul ettin, şimdi senden bazı isteklerim var!
-Buyurun, dinliyorum efendim!
-Üzerinde bulunduğun deveden hemen in ve üzerindeki o süslü elbiselerin yerine benim vereceğim şu sâde elbiseyi giy. Sonra şuradaki bahçıvan evine gir!
Kız, isteğini memnuniyetle yerine getirdi. Mesut bir hayat sürdüler...