Anlat Derdini Feridun Ağabeye

Anlat Derdini Feridun Ağabey'e

 “Feridun Bey, yazılarımı yayınladığınız için teşekkür ederim. Sağ olun var olun. Ama bir de kuşa çevirmeden yayınlarsanız daha mutlu olacağım. Ben dikkat ederseniz hiçbir kişisel çıkarımı ön plana alan yazı yazmıyorum. Toplumda bozuk olan düzeltilmesi gereken toplumsal yaralara değiniyorum. Gayem bu bozuklukları yetkili makamlara duyurarak insanların hayatını zorlaştıran problemlere değinerek onların düzeltilmesini sağlayıp insanların daha rahat ve huzurlu yaşamalarını sağlamak” diye dert yanan çok saygıdeğer öğretmenimize;
Saygıdeğer Hocam, yazınızda da belirttiğiniz gibi ülkenin en büyük sorunu EĞİTİM… Gerçekten eğitime kimse gereken ilgiyi göstermiyor. Eğitim üzerine yazıları da pek kimse dikkate almıyor. “Bildik yazılar” düşüncesiyle es geçiliyor. Oysa eğitim üzerine sayfalarca yazılması lazım. Saatlerce günlerce anlatılması lazım. Ne acı ki bu dertten mustarip kimseler olarak ben olanca gayretimle eğitim yazılarınızı köşeme almaya, yer vermeye çalışıyorum. Siz dertli olarak, sizinle hemhal bu hâlimi bilmeden “neden bana az yer veriyorsunuz” diyorsunuz. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Bir röportajımda Kemal Sunal demişti ki: “Ne zaman ki benim filmlerim oynanmaya değer bulunmaz, işte o zaman ülke sosyal sorunlarını hâlletmiş demektir.”
Ben de diyorum ki: “Ne zaman sizlerin eğitim üzerine dilinizde tüy bitene kadar yazma arzunuza gerek kalmaz, o zaman eğitimin kıymeti anlaşılmış demektir.”
Sizin ilmek ilmek yazdıklarınız, bizim kahrolarak kısalttığımız yazılarınız var ya… İnanın hemen hepsi;
“Tarih, kutuplara kaçmış bir fener,
Buz denizlerinde çakar başıboş…
Allah’ım sen acı bu saf millete…
Akşam yatar sabah kalkar başıboş” diyen Üstat N. F. K’nın ifade ettiği gibi buz denizlerinde çakıyor. En kalbî duygularla Hocam… (F.A.)
 
 
Geliri olmayan yaşlı insana babadan kalma evi için vergi mi çıkarılır?
 
Sevgili Feridun Ağabey, geçen gün Bahçelievler Vergi Dairesinden eşim adına bir vergi borcu bildirimi geldi. Açıp baktık hanımın babasından miras kalan oturduğu daireye ait, üstelik 15 yıl geriye dönük vergilendirme yapılmış. Şaşırdık hayret ettik. Gittik vergi dairesine “hiçbir geliri olmayan sosyal güvenliği olmayan yaşlı bir insana babasından kalan ev için vergi mi olur?” dedik. Bize “ama siz itirazda bulunmamışsınız ki” dediler.
“Bilmediğimiz, haberimiz olmayan bir şeyin nasıl itirazında bulunabiliriz ki?” dedik.
Bunun üzerine, tahakkuk ettirilen verginin ödenmesini sonra da durumunuzu beyan ederek vergiden muaf olma talebinde bulunmamızı söylediler. Dediklerini yaptık mecburen ama aklımın almadığı şey bu nasıl bir uygulama ki; itiraz ettiğimde haklılığımı kabul eden bürokrasi benden habersiz bana vergi çıkarttığı için iptal etmek yerine “bu nerden çıktı?” diye gittiğimde “bu defa öde de sonra istemeyeceğiz” demeye getiriyor? Böyle bir uygula olabilir mi? Saygılarımla...
 
 
Bilgi güçtür...
 
Bazıları sadece konuşur. Sadece tuzak kurar. Sadece eleştirir. Sadece engel olur.
Sadece kara çalar. Sadece kahvede oturur. Sürekli oturmaktan beynine kan gitmez olmuştur.
Bilgi sahibi olan insanlar yenilmez. Bilgi sahibi insanlar her zaman hedefe ulaşır. Edison'a arızalı dediler. Einstein'a arızalı dediler. Henry Ford'a arızalı dediler. Steve Jobs'a arızalı dediler.
Jack Ma'ya arızalı dediler. Tesla'ya arızalı dediler. Bill Gates'e arızalı dediler... Kara çalanların 1 sayfa eseri yoktur. 1 projesi yoktur. 1 semineri yoktur. 1 konferansı yoktur. 1 imzası yoktur. 1 madalyası yoktur...
               Ali Özdemir
 
 
 
Bu türküler de bu sanatçılar da hepimizindi...
 
“Çocukluğumun ve gençliğimin unutulmaz seslerini hatırlıyorum şimdi… Bu yaşıma rağmen onları dinlemek için bilgisayar alıp internetten türkü dinlemeye başladım.
Bizim çocukluğumuzda gençliğimizde ne bölücülük vardı, ne vatan hainliği... Vatanımızın neresinden olursa olsun dinlediğimiz türküler hepimizindi. Şu türkücü şuralıymış, bu buralıymış gibi düşünce aklımızın ucundan geçmezdi. Biz bilmezdik böyle şeyleri. Bizim babalarımız ise haberleri türküleri önce lambası yanan sonradan da transistörlü denilen radyolardan dinlediler. Televizyonlar 1968'de ufaktan başladı. Bu sanatçıların yüzlerini de o zaman gördük. Hiçbirinin yüzünü görmemiştik. Ama seslerinden tanıyorduk. Birçok bakımdan bugünkülerden daha şanslıydık… Çünkü henüz değişik renklere boyanmamış, bencillik ve teknoloji batağına düşmemiştik… Bütün gençlere sesleniyorum… Ne kadar ötelerseniz o kadar yalnız kalırsınız. Birbirinizi kucaklayın birbirinizin farklılıklarını zenginlik kabul edin. Bir olun birlik olun kurban olayım bu güzel ülke bu güzel vatan hepimize yeter hepimizindir…”
        İsimsiz