Anlat Derdini Feridun Ağabeye

Anlat Derdini Feridun Ağabey'e

 
 
Koronavirüs ile mücadelede ülke olarak hayli zor günler geçiriyoruz… Biz değil bütün dünya zor günler geçiriyor. Devletimiz, Bakanlığımız insanüstü gayret gösteriyor. Bu vesileyle milletimizin sağlığına kavuşması için canlarını ortaya koyan her bir meslektaşıma yürekten teşekkür ediyorum… Vatandaşlarımızı Bilim Kurumumuzun ve Bakanlığımızın tavsiyelerine uymaya çağırıyorum.
Bu vesileyle bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bir taraftan haklı olarak virüsün yayılmasının önüne geçilmeye çalışılıyor… Bir taraftan da ilacı, aşısı vb. bulunmaya gayret ediliyor…
Bu süreçte bütün hekimlerin ortak bir tespiti öne çıkıyor… İmmün sisteminin güçlü olması…
Bu hastalığa yakalanmamak için bütün tedbirleri almak elbette çok önemli… Sosyal mesafeyi korumak çok önemli… Hijyene dikkat etmek çok önemli… Ama immün sisteminin güçlü olması çok önemli…
Bu sebeple uzmanlar dengeli ve iyi beslenmeye işaret ediyor… Aman bol yeşillik, sebze meyve yenilsin deniliyor… Halkımız da ister istemez bitkisel ürünlere gıdalara rağbet ediyor…
Kimi sumak tavsiye ediyor, kimi zencefil; kimi limon kimi nane… Kimi soğan sarımsak kimi portakal… Tere maydanoz say artık sayabildiğiniz kadar…  Kimi kelle paça içmenin önemine vurgu yapıyor, kimi tarhana çorbasına… Kimi lahanaya, kimi mercimek nohut gibi temel tahıllara…
 
EVLERİMİZ BİRER ECZANE DEĞİL MİYDİ?
 
Oysa aslında evlerimiz birer doğal eczaneydi bizim kültürümüzde… Pekmezimiz vardı, reçeller vardı, yaprak sarmaları, biber patlıcan dolmaları, yoğurtlar, peynirler çökelekler vardı… Yöremize göre fındık, ceviz, üzüm, incir, elma, kiraz, turp, şalgam vardı. Bunlar vücudun tanıdığı her biri deva olan gıdalardır… Baharatların her biri ayrı bir hazine ayrı bir zenginliktir…
Mevsimsel yiyeceklerden pırasayı nasıl yok sayabiliriz? Rokayı, maydanozu nasıl sofradan eksik ederiz? Hatta ve hatta evde yapılan tencere yemeklerinin her birinin ayrı bir rayihası ayrı bir kokusu var ki bunlar bile tedavide etkili kokular değil midir? Bugün kozmetik sanayiinin sınırlandırdığı kokulardan başka her bir bitkinin ayrı bir kokusu ayrı bir rayihası yok mudur?
Bunlar aslında ayrı bir yazı konusudur.
Biz burada insanlara yapılan böylesi tavsiyelere karşı tedbir öneren hatta itiraz edenlere hayret ediyoruz… Her evde sirke kullanılıyor… Sirke ki en önemli antioksidan… Buna kim nasıl itiraz edebilir?
Ama son günlerde basında medyada hekimlerimiz herkesi yeşilliğe, narenciyeye, meyveye yönlendirirken kimi meyve ve sebzelere karşı “hatırlatma” adı altında tedirginlik veren haberler çıkmaya başladı…
“C vitamininin aşırısı zararlı” diye verilen haberde limon resmini göstermek bir tesadüf olabilir mi? Yine turşuya kelle paçaya “fazla anlam yüklemeyin” türü haberler nedir? İnsanlar her gün paça çorbası içip her gün turşu mu yiyor?
 
BU AÇIKLAMALARIN KİME NE YARARI VAR?
 
Derken greyfurt tüketimine dikkat çekilerek “ilaç kullanan kişilerde yan etki oluşturabilir” deniliyor. O zaman akla şöyle bir soru gelmez mi?
Saygıdeğer uzmanlar, yıllardan beri greyfurt yiyen ve ilaç da içen insanlarda ne gibi bir zehirlenme olmuş, kaç vaka olmuş, bunları araştırdıktan, istatistik yaptıktan sonra mı bu açıklamayı yapıyorlar?
Araştırma yapıldı ise araştırmanın sonucu, haberle birlikte niçin yayınlanmıyor?
Bilim, tahminle ihtimalle sonuç açıklar mı? Diyeceğim halkın bağışıklık sistemini güçlendirmek üzere yöneldiği bu tür sebze meyve türü gıdalara, jelatin içeren yemeklere, antioksidan özelliği olan geleneksel lezzetlerimize hem de böylesi hassas bir dönemde bu töhmet, suçlama neden? Kime ne yararı var? Saygılarımla...
               Dr. İsmail Maraş
 
 
 
“Şimdi herkes kendi evinde mülteci”
 
Bundan bir ay önce her yerde sınırların açılması ve mültecilerin ülkemizden ayrılması gerektiği konuşuluyordu.
"Gitsinler artık, bu kadar beslediğimiz yeter, onlar yüzünden işsizlik çoğaldı” vb. diyorlardı. Bu kimselere karşı hep mülteci kardeşlerimi savunurken buldum kendimi. Sonra dünyada bir hastalık başladı. Koronavirüs... Dünyayı bir can korkusu sardı. Kırmızı alarmlar verildi. Olağanüstü tedbirler, canlı yayınlar, toplu ayinler, toplu dualar…
Koronavirüs ülkeme de sıçradı. Rabbim en kısa zamanda kurtulmayı nasip eylesin...
Mültecilere nefret gözüyle bakanlar evlerine makarna, un, tuvalet kâğıtları depolamaya başladı. Yardım toplamaya çıktığımızda "onlara para yok. Devlet göndersin artık onları" diye ötekileştiren insanların artık sesi çıkmıyor. Biraz empati yapmak gerekiyormuş demek ki. Biz, bize sığınan Müslüman, mülteci kardeşlerimize çok güzel ev sahipliği yaptığımızı düşünüyorum. Öyle ki bazı tanıdığım kardeşlerim benden ağlayarak ayrıldılar. Gittiler, ne oldu? Sınır kapılarında gaz bombalarıyla, plastik mermilerle dayak ve işkence ile karşılandılar.
Bu dikenli teller ikiyüzlü Avrupa'nın kalbine çekilmişti. Hep unuttuk. 2015'ten beri AB ülkelerinde kaybolan mülteci çocuk sayısı 96 binden fazla. Bu çocuklar nerede bilinmiyor.
Biraz empati yaparsak şimdi anlarız çaresiz insanların çaresizliğini diye düşünüyorum. Belki ayakkabısız gezen mülteci küçük bir çocuğun duası tutuyordur bizi ayakta, diyorum...
            Rüveyda Kaya