Anlat Derdini Feridun Ağabeye

Anlat Derdini Feridun Ağabey'e

“Salgın hastalığa karşı devletimizin yürüttüğü çalışmalardan iftihar ediyoruz. Dünyaya örnek olacak uygulamalardan gurur duyuyoruz. Fedakâr sağlık çalışanları başta olmak üzere bütün kamu ve özel sektör personeline teşekkür ediyoruz. Devletimiz bir baba şefkat ve merhameti ile milleti salgına karşı alınması gereken tedbirler konusunda bilgilendirmeye çalıştı, hep ikna edici oldu. Milletimizin büyük kısmı da kendisi, ailesi ve toplumun genel menfaati için bu tedbirlere riayet etti ama maalesef hâlâ anlamamakta ve tedbirlere uymamakta ısrar edenler var. Sokakta, pazarda böyle çok sayıda kimse dolaşıyor. Bundan sonra bu kimselere hâlâ aynı şekilde davranılmamalı, anladıkları dilden konuşulmalıdır. 'Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir' prensibine göre davranılmalıdır. Yasaklara ve koruyucu tedbirlere uymayanlara artık ikaza gerek kalmadan ceza kesilmeli ve bu ceza GBT kayıtlarına işlenmelidir. Bu kişiler KORANA hastalığına yakalanırsa onların ve temas edip hastalanmalarına sebep olduğu tespit edilenlerin tedavi masrafları devlet tarafından bunlardan tazmin edileceği kendilerine ikaz edilmelidir. Burada maksat ceza kesilenlerin işin ciddiyetini anlayıp kendilerini hastalığa yakalanmamak için izole etmelerini sağlamaktır. Kurallara uyanlarla uymayanlara aynı şekilde davranılması adalete aykırıdır. Millet kurallara uymaktan dolayı ödül beklemiyor. Bunun en başta kendi sağlığı için gerekli olduğunu biliyor. Ama uymayanların cezasını da çekmek istemiyor. Devletimiz bundan sonra artık kurallara uymayanları hedef almalı, bunları sadece kendi sağlığına değil, kamu sağlığını tehlikeye atmaktan menetmelidir. Darbe dönemlerinde demokrasinin askıya alınmasında tam siper olanlar, bugünün demokratik ortamında kural tanımama özgürlüğünün kitabını yazıyor. Sağlık çalışanlarının fedakârlıklarına yazıktır. Milletin büyük kısmının sabrına ve kurallara itaatine yazıktır. Bu şuursuzlar yüzünden salgın süreci daha fazla uzamamalı, artık herkesi toptan etkileyen değil; kurallara uyanlar ve uymayanları ayırt edici tedbirler alınmalıdır. Bu sağlanamazsa bir müddet sonra millet birbirine düşer, toplumun huzuru ve barışı bozulur. Artık devlet ciddiyetini ve gücünü gösterme zamanıdır” diyen Elvan Küçük isimli okuyucumuz hassasiyetiniz ve kural tanımazlara olan öfkenizi anlıyoruz ancak devlet olmak işte budur. Her şeye rağmen gerekli ikazları, tedbirleri almakla birlikte vatandaşın “özgürlüklerine” de olabildiğince özen göstermenin en az salgınla mücadele etmek kadar devletin görevi olduğunun şuurunda olmaktır ve devlet bugün bu dengeyi de en az sağlıktaki gibi başarıyla yürütmektedir. (F.A.)
 
 
 
“Evde kal Türkiye!” evde ve işte nelere sebep oldu?
 
Koronavirüs sebebiyle evde çalışmalar zirveye çıktı. Değişim Dinamikleri Yönetim Merkezi’nden Sayın Salih Keskin eve çalışma yönteminin beraberinde getirdiklerine maddeler hâlinde şöyle sıralamış: [https://dd.com.tr/index.php/genel/tersine-akim-isten-eve-goc-basladi/] Çalışanlar açısından “ev içi yaşantı” uzun zamandan sonra ilk defa daha yakın mercekten irdelenmeye başlandı. Çalışanlar belki de ilk kez, bu kadar uzun süre evde kalmanın yol açtığı sıkıntıları yaşlılar ve ev hanımları kadar hissetmiş oldu. Ekip liderlerinin, insanların gözlerinin içine bakarak manifestolar yazdığı toplantı formatları ve oluşturulmaya çalışılan ekip ruhu mantığı, evden çalışma süreciyle birlikte güme gidecek gibi gözüküyor. Yöneticilerin evden çalışanlar üzerindeki kontrolünün azalması ya da zaman kaymalarına uğraması da işin cabası. Üstelik hepimiz ofis ortamında yetişmiş, davranış kalıpları bu ortamın diline göre oluşmuş çalışanlar ve/veya yöneticiler olduğumuz için işin hızlı şekilde “ev”e kayması, yönetici-çalışan ilişkisinin yeniden dizayn edilmesini gerektirecektir. Büyükşehirlerde yaşayanların işe gidiş ve eve dönüş yollarında günlük kaybettikleri ortalama iki saatin kişilere kalması avantajı da evde çalışanların hanesine artı olarak yazılmalı. Yaşanan stresi de işin içine katarsak bu hiç de önemsenmeyecek bir kazanç değil. Kayıp saatlerin kişinin gelişimi için efektif şekilde kullanılması bir fırsat gibi görülmeli. Ev sanki, eski “mahrem alanı” tanımına yeniden kavuşuyor gibi. Daha güvenli bir alan olduğundan evin, kişilerdeki atraksiyon yeteneklerini körelten, riske girme ve inisiyatif alma cesaretini kıran bir tarafı olduğunu da unutmamak gerekir. Yani, “Ev hayatı, aslında kuvöz hayatıdır” dersek yanlış olmaz. Eve göçün temelleri sağlam mı göreceğiz ama bu yöntem daha kalıcı olacaksa çocuk-ebeveyn ilişkisi değişime uğrayacak gibi gözüküyor. Son olarak kadın-erkek ilişkisinde de daha ılıman rüzgârların esmeye başladığını söyleyebiliriz.
            Salih Keskin-Değişim Dinamikleri Yönetim Merkezi
 
 
 
Bin lira devlet desteğimi alabilecek miyim?
 
“Feridun Ağabey, yakın zamana kadar gazetemizin abonesi Yenibosna’da bir kuru temizlemeciyim. Malum koronavirüs sebebiyle işlerimiz durma noktasına geldi. Evde çoluk çocuk ekmek diyerek yine de dükkânıma gelip rızkımı bekledim. Bazen bir kişi bazen iki kişi gelirse bir ekmek parası alıyorum. Şu anda işler iyice durdu. Devlete müracaat etmeye gittiğimde vergi borcum, BAĞ-KUR borcum sebebiyle yardım alamıyorum. Bankalar beni muhatap kabul etmiyor. e-Devlet'e Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla verilecek olan bin lira için 186653 numarayla 3.4.2020 de Sosyal Ekonomik Destek için müracaat ettim. Ama oradan da bir sonuç henüz çıkmadı. 'Başvuru süreci devam ediyor' diyor. Şu günlerde nakit para ihtiyacımı karşılayacak durumda değilim. Allah devletimize zeval vermesin. Büyük bir sabırsızlıkla bir müjde bekliyorum. Bu konuda sizin aracılığınızla 'evde kal' günlerinde bu arzumu yetkililere iletebilir misiniz? Saygılarımla” diyen İstanbul’dan Rumuz: “Mağdur esnaf” okuyucumuza, müracaatınızın üzerinden bir hafta kadar süre geçmiş; dileğimiz odur ki bu yazı yayınlanana kadar beklediğiniz olumlu haber belki de size bildirilecektir. (F.A.)