Anlat Derdini Feridun Ağabeye

Anlat Derdini Feridun Ağabey'e

AÖF (Açık Öğretim Fakültesi) Sosyoloji Bölümü son sınıf öğrencisi bir hanımım. Şu sıralar 3. sınıf 6. Dönemde geçemediğim “Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları” isimli dersime çalışıyorum. Daha önce ders kitabıyla çalışıp geçemediğim dersleri, son dönemlerde çıkmış sınav sorularına çalışarak çok rahat geçiyorum. Kitaplardaki bilgiler millî manevi değerimizle bağdaşmadığı için aklımda kalmıyordu. Soruların cevapları ise bir ezber gibi zihnimde kalıyor ve derslerimi geçmemi sağlıyor. Fakat ders çalışırken önüme öyle sorular geliyor ki, dehşete düşüyorum… Mesela “Toplumsal Cinsiyet” adlı bir ders ne demek? Toplum mu veriyor bize cinsiyetimizi? Bir insan ya kadındır ya erkek. Toplum da o kadın ve erkeklerden meydana gelir. Elbette diğer mahlukatta da olduğu gibi doğuştan gelen çift cinsiyetli doğanlar olabiliyor veya hemcinsine karşı hisler besleyenler olabiliyor ama bunlar toplumun genelini hiçbir zaman oluşturmuyor. Kaldı ki istendiğinde bunlar tedavi de olabiliyorlar.
Burada aklımın almadığı konu cinsiyet üzerinde çalışma ne demek? Yeni cinsiyetler mi üretecekler?
Sorulardan sadece biri ve cevabı; “Çocuk doğurmanın annenin yükümlülüğüne bırakılmasının sonuçlarından biri, baba adaylarının teşvik edilmemesi” imiş.
Biz beş kardeşiz, hiçbirimizi babam doğurmadı, hepimizi de ANNEM doğurdu, onun için annelerimiz “ANNE” oldu ya zaten. “Doğuran bir erkeği” de ne duydum ne gördüm ne de tarih biyoloji fen kitaplarında okudum! Fiziki olarak böyle bir şeyin mümkün olamayacağını da bütün ilim dalları biliyor, bildiriyor.
Böyle iken Sosyoloji Bölümünün bu “babayı DOĞURTMA, anneyi DOĞURTMAMA” çabası neyin nesi?
Bu dersler ile ne yapılmak ve nasıl nesiller yetiştirilmek isteniyor? Bu sorular ile insanları kadınlığından da erkekliğinden de nefret ettirerek nereye varılmak isteniyor?
Müslüman bir insanın kadın olarak da erkek olarak da konumları ve durumları kesin ve net olarak belliyken; bu sorular hangi inancın mensupları tarafından, hangi amaçla gelecek nesillere enjekte edilmeye çalışılıyor?
…..
Ülkemiz kalkınıyor, elhamdülillah. Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere devlet büyüklerimiz canla başla çalışarak milletimizin bir zamanlar hayalini bile kuramayacağı refah dolu günleri gösterdiler; hepsinden Mevla’m razı olsun, daha nice hayırlı hizmetler yapacakları sağlıklı ömürler nasip etsin, âmin.
Fakat; eğitim sistemimizdeki bu “Müslüman mahallesinde salyangoz satma” rezaletine ne zaman el atacaklar, nesillerimizi bu kirli ellerin yoğurmasından ne zaman kurtaracaklar?
          Bir sosyoloji öğrencisi
 
 
Elinizi patlatıncaya kadar alkışlayın!
 
Bugün dünyada Covid-19 viral pandemiye yönelik, iki ayrı zihniyetin eylem pratiklerini somut gerçeklerle mukayese edip kendi fikir dünyanızda "feedback"leyip geri bildirimle test etmenizi istiyorum.
Birinci zihniyet yatıp kalkıp Batı medeniyetini öven, her değerine şartsız bir refleksle biat ederken kendi genetik kodlarını reddeden, ağzıyla kuş tutsa dahi kızdığı için devletine söver hâle gelmiş bir güruh…
Bu kesimlerin hep örnek gösterdikleri Batı'nın sinsi barbarlık ile belli bir yaşın üstündekilere reva gördükleri muamelenin virüs sebebiyle dünya gündemine "ahlak çürümesi" olarak düştüğünü görüyoruz. Yaşlıları için masraf olarak ekonomik getirisi ve götürüsü tartışılıyor.
Mesela, insan hakları konusunda mangalda kül bırakmayan bir İskandinav ülkesi olan İsveç’te hükûmetin; geçen hafta doktorlara açıkça, 80 yaşın üstündeki yaşlıları yoğun bakıma almayın talimatı verildiği ortaya çıkmış bu durum İsveç’in Aftonbladet gazetesinde açıkça yer almıştı.
Yine Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin yakın arkadaşı televizyoncu-gazeteci Jort Kelder’in “sigara içen obez 80 yaş üstü yaşlıları kurtarmak için ekonomiyi bu kesim için feda etmeye değer mi? Nasıl olsa üç beş yıl sonra ölecekler” demesi Hollanda kamuoyunda bomba etkisi yapmıştı.
İtalya ve İspanya’nın da teorikte düşündüklerini tepki çeker düşüncesiyle erteledikleri çeşitli eleştirmenler tarafından dile getirilmişti.
Bunları gördükten sonra bugün bize dayatılmaya çalışılan sözde Batı uygarlığının(!) özde Batı barbarlığının, görmemizi istemedikleri gerçek yüzünü tekrar görmüş olduk.
İkinci zihniyet ise dünüyle bugünüyle Türk-İslam ahlakı minvalindeki "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" terbiyesiyle "insanı" ön plana alan koronavirüs gündeminin öne çıkardığı trend bir Türkiye…
Oryantalist perspektiften hep tepeden bakılan Türkiye’nin, yaşlılarını gözden çıkartarak "ahlak deformasyonu" yaşayan Batı'ya, bugünlerde maske ve tulum yardımı yapan, kendi vatandaşının maskesinden ücretsiz hastane ve yoğun bakımından yurt dışındaki vatandaşını alıp getirmesinden vb. söz ettiğimiz bir ülkede yaşıyoruz.
O zaman şu çağrıyı yaparsak haksız sayılmayız herhâlde… İdeolojik saplantı veya siyasal tercihlerinizi bir kenara bırakıp bir an terk edilen 80’lik yaşlıların çok sevdiğiniz anneniz, babanız, büyükbabanız, büyükanneniz belki 30-40 yıl sonra da kendiniz olduğunu düşünün… Düşünün ki… Şükredin ve devletinizi, elinizi patlatıncaya kadar alkışlayın!
             İsmail Şimşek