Anlat Derdini Feridun Ağabeye

Anlat Derdini Feridun Ağabey'e

Adalet... Herkes adalet ister. Herkes, adaletin gecikmesine tahammül edemez.
Herkes, tarafsız adalet ister. Herkes, bağımsız adalet ister...
Tarihe bakıldığında, Hızır Çelebi’nin adaleti dillere destandır. Sultan Fatih’in kolunun kesilmesine hükmeden adil kadı yani…
Yedikule zindanlarında serbest bırakılan papazların Osmanlı ülkesinde gördüğü adaleti anlattıkları olaylar zinciri, ibret doludur.
Herkes, adalet konusunda mutabıktır.
O zaman ihtilaf ne?
Adaletin ne olduğunu düzenleyen mevzuat ve uygulayıcılar.
Zira bu uygulayıcıların her birinin ufuk ve vizyonu, muhakeme durumu, farklıdır, bu da normaldir. Ama bunların önüne koyduğunuz mevzuat, bazen uygulayıcıların da elini koluna bağlamaktadır.
Bugün bunlardan birkaçını sizlerle paylaşacağız.
Birinci misal:
Medeni Kanunda, evlilik içinde edinilen malların ortaklığı sistemi getirildi. Evlilikleri şirket gibi gören bir anlayışın ürünü. Avrupai bir uygulama.
Evet, erkek ergen hâkimiyetinin, vicdan zayıflığının, kul hakkını ihlalin getirdiği birtakım yanlış uygulamalar, örnekler vardı. Doğru. Bu doğru, düzeltilmek yerine, başka bir yanlışla çözümlenmeye çalışıldı.
Aile mefhumu, şirket hâline dönüştürülmemeli. Sadakat, vefa, paylaşma, karşılıksız sevgi, birlik ve beraberlik yerine, “mal, mal, mal” diye göze batırılan uygulamalarla aileyi heba etmekteyiz.
Şimdi diyelim ki, evlilik oldu. Evlilik içinde de toplam değeri bir milyon Türk lirası olan bir mal edinildi. Ailenin bir de çocuğu var. Getirilen yeni düzenleme ile kadın boşanma davası açtığında edinilmiş mal ortaklığı nedeniyle, bu malın yarısını yani beş yüz bin Türk lirasını almaktadır. Çocuk hiçbir şey alamamaktadır.
 
EVLİLİĞE DEVAM EDENLER CEZALANDIRILMIŞ OLMUYOR MU?
 
Peki evlilik devam etse idi ve eşlerden biri ölse idi ne olacaktı? Sağ kalan eş, mirasın dörtte birini alacaktı. Yani iki yüz elli bin Türk lirasını... Kalan yedi yüz elli bin Türk lirası medeni kanuna göre çocuğa kalacaktı.
Şimdi soru; bir eş bu şartlar altında, en ufak bir problemde boşanıp iki kat daha mal almayı düşünmez mi? Veya düşünmeye hatta -belki de- düşündürmeye dönük bir algı oluşmuş olmuyor mu?
Evliliğe devam edenler cezalandırılmış olmuyor mu?
Çocuk cezalandırılmış olmuyor mu?
Cezalandırılan bu çocuk, anne ve babasına nasıl bakacak? Bunun sosyal sonuçları hiç araştırıldı mı?
İkinci misal:
Yargı hızlandırılsın diye, istinaf mahkemeleri kuruldu. Birçok ilde binalar kiralandı.
Personel alındı. Yüzlerce yeni istinaf mahkemeleri kuruldu. Yüzlerce hâkim ve savcı alındı.
Bir konu da istinaf, Ankara’da elma, İstanbul’da armut, Erzurum’da nar, Antalya’da portakal dediğinde, adalet hangisi olacak?
Yerel mahkeme kararı verdi. Dosya gidiyor ortalama 2 sene istinafta bekliyor. İstisnalar hariç, Yargıtay’a gidiyor. En az iki yıl da orada. Yerel mahkeme zaten 2-3 yıldan önce bitmiyor,
Bir de kararlar bozuldu mu, al sana 10 senelik yargı süreci.
Sonra gelsin bireysel müracaatlar. Uzun yargılamadan dolayı hak ihlali kararları.
Ne oldu şimdi, istinaf, yargıyı hızlandırdı mı?
Hayır... Şu hâlde, FARKLI UYGULAMALARA NEDEN OLAN, LÜZUMSUZ OLARAK SÜRELERİ UZATAN, ARTI BİR DE PERSENOL, BİNA VESAİR GİDERLERİ İLE EK KÜLFET GETİREN BU UYGULAMA kimin yararına?
Söyleyeyim; borçluların, suçluların, kanuna karşı gelenlerin?
Kimin zararına; alacaklıların, mağdurların, mazlumların?
Eee şimdi adalet ne oldu?
Sonra herkes diyor ki, adalet sınıfta kaldı!..
 
PEKİ, ÇARE NE?
 
Çare: “İSTİNAF MAHKEMELERİ KALDIRILMALI!..”
Mesele net uygulanabilir bir yargı sistemi. Yerel mahkemeler tek hâkimli olmalı.
İSTİNAF KALDIRILDIĞINDAN DOSYALAR DOĞRUDAN YARGITAY’a gidecek.
Yargıtay’da daire sayısı arttırılmalı. Tetkik hâkimliği sistemi kaldırılmalı.
Her daire 3 hâkimden oluşmalı. Yerelde bir hâkimin verdiği kararı, Yargıtay’da üç hâkim incelemeli ve karara bağlamalı.
Yargıtay’da 100 hukuk, 100 ceza dairesi olmalı. Dava açmalarda zaman aşımı süreleri HER HUKUK DAVASI İÇİN BİR OLMALI. ÖRNEĞİN 1 YIL.
Ceza şikâyetlerinde şikâyette bulunma süresi her dava için bir olmalı. Örneğin 5 yıl.
Her davada cevap süresi aynı olmalı, bir ay.
Temyiz süresi bir olmalı. Bir ay.
Tashihi karar olmamalı.
Delillerin bildirilmesi ve toplanması için, en geç ikinci celseye kadar kanunen kesin süre getirilmeli.
Her hukuk davası için, binde bir başvuru harcı alınmalı ve iade edilmemeli. Binde bir karar harcı alınmalı ve iade edilmemeli, binde bir temyiz harcı alınmalı ve iade edilmemeli.
Üçüncü misal:
Yerel mahkemelerde çok sayıda mahkemeler kuruldu.
Ağır ceza mahkemeleri, Asliye ceza mahkemeleri, Sulh ceza mahkemeleri, Asliye ticaret mahkemeleri, Asliye hukuk mahkemeleri, Sulh hukuk mahkemeleri, Aile mahkemesi...
Tüketici mahkemesi, FSEK hukuk ve ceza mahkemesi, İcra mahkemeleri, İş mahkemeleri.
Vatandaş dava açtığında, bu dava hangi mahkemeye düşecek, görev iş bölümü itirazları da yargıyı uzatan bir başka süreç.
Çaresi yok mu? Elbette var.
Bilgisayar teknolojisi kullanılmalı.
Yerel mahkemeler; CEZA MAHKEMESİ-HUKUK MAHKEMESİ-HUKUK MAHKEMESİ-VERGİ MAHKEMESİ-İDARE MAHKEMESİ-SAVCILIK MAKAMI-İCRA DAİRELERİ olarak yedi bölümden oluşmalı.
Yerel mahkemeler bir hâkimden oluşmalı. Bilgisayar programı ile aynı nitelikteki davalar aynı mahkemeye düşülmeli. Bunun için, ÖRNEĞİN İSTANBUL İÇİN 100 HUKUK MAHKEMESİ, 100 CEZA MAHKEMESİ, 20 VERGİ MAHKEMESİ, 20 İDARE MAHKEMESİ, 100 İCRA MAHKEMESİ kurulmalı.
Yargının ana problemi, yetişmiş hâkim gücüdür. Tecrübeli personel gücüdür. Uygulanabilir mevzuat gücüdür. Pratik yargı sistemidir.
Bakalım görelim...
          Fehim Nurdağı