Dr. C. Ahmet Akışık

Salih Müslüman, Allahü teâlâ’nın varlığına, birliğine ve Peygamber aleyhisselâm’ın tebliğ ettiklerine itirazsız iman eden ve gönülden kabul eden kişidir. İslam dininde iman edilecek hususlar, “mü’menün bih” kavramıyla ifade edilir. Bunları, akaidde müctehid imamlar, eserlerinde açıklamış ve formüle etmişlerdir. Bu eserlerin en meşhurları, Fıkh-ı Ekber, Akâd-i Nesefî ve Emâli’dir. Ehl-i Sünnnet Müslümanları’nın iman esasları, bu üç kıymetli kaynak çerçevesinde şekillenmiştir. Eshâb-ı kiram’ın Hazret-i Peygamber’den naklettikleri iman ve İslâm, akâid, fıkıh ve ahlâk esaslarıyla Ehl-i Sünnet tarafından temsil edilmektedir.
Müslüman, Peygamber aleyhisselâm’ın ifade buyurduğu doğru itikad Ehl-i Sünnetle “gün”e şöyle başlar:
Yataktan sağ tarafından “besmele” ile kalkar. Uykudan uyanma, bir çeşit dirilmedir. Onun için “el-hamdülillâh” diyerek Allah’a hamdeder ve “Allahümme’gfirlî” lâfzıyla Allah’tan af diler. Hadis-i şerifte buyrulan “Sübhanallahi ve bi-hamdihî” derse, yüce Allah’ı her türlü noksanlıklardan berî kılmış/uzaklaştırmış ve yeni bir güne kavuşturduğu için Allah’a hamdini sunmuş olur.
 
Temizlik
 
Müslüman, ecdadımızın “ayakyolu” ve helâ dediği Batı patentli “tuvalet” denilen yerde şunlara dikkat eder: Sol ayakla girer, sağ ayakla çıkar. Zaruret olmadıkça konuşmaz. İhtiyacını giderince hemen çıkar. Çünkü pislik olan yerlerde rahmet melekleri bulunmaz. Oraları şeytan ve cinlerin mekânlarıdır. Küfür ve bid’at ehli ile de ihtiyaç miktarınca bir arada bulunur. Evlerde ve kırda erkekler, oturarak, çömelerek bevlederler. Ayakta idrar yapmanın tıbben de birçok mahzurları vardır. İdrar sıçramasının kabir azabına sebep olduğu hadislerde bildirilmiştir (Buhârî, Vudû’ 55). Erkek ve kadın, idrardan sonra da mutlaka taharet/temizlik yapmalıdır. Temizlik aracı sudur. Tuvalet kâğıdı kullanmanın bir sakıncası yoktur. Bedeninde ve elbisesinde namaza mâni olacak katı ve sıvı necaset/pislik varsa, temizler. Alkol, akıcı kan ve her türlü içki, necistir.
 
Beş vakit namaz
 
Müslüman, beş vakit namazını vaktinde kılar. Namazı geçirmenin öldürücü zehir olduğunu bilir. Ezan ve ikamet, namazın çok önemli sünnetlerindendir. Namaz, hac, zekât ve ezan gibi bütün ibadetler, “teabbudî”dir. Hazret-i Peygamber’in buyurduğu ve uyguladığı şekilde yapılır. İbadetler, zamana göre değişmez. Sabah namazının farzı 2, öğlenin 4’tür. Namazın sonunda tesbihde 33 kere sübhânellah, 33 kere el-hamdülillâh ve 33 kere Allahü ekber denir. Bunları 35’e, 37’ye çıkaran sevap kazanmaz, aksine sünnete muhalefet etmiş olur. Onun için namazı, ezanı ve ikameti, Peygamber aleyhisselâm’ın buyurması ve uygulaması dışına çıkarmak, şiddetli bir muhalefettir. Mekke ve Medine başta olmak üzere bazı İslam ülkelerinde mekezî camilerde 1-2 km uzakta otel ve evlerde hoparlör veya radyo dalgalarıyla imama uyarak namaz kılmanın hiçbir temel fıkhî dayanağı yoktur. Amerika ve Kanada’da İslam’ı tahrif etmek maksadıyla kadın imamlar, erkeklere cuma ve vakit namazları kıldırmaktadırlar.
Müslüman, beş vakit namazını rahat kılabilecek bir işte çalışır. Namazına engel olan bir işte “hayır olmadığı”nı bilir ve ona göre hareket eder. Mümkün ise namazlarını cemaatle kılar. Namazını ta’dil-i erkân üzere kılar. Rükû’ ve secdelerin acele yapılmasının ve bu şekilde kılınan bir namazın âhirette bir faydası olmayacağına ve kişinin yüzüne çarpılacağına inanır. Namazının sonunda âyetel kürsîyi okur, tesbihini çeker ve ellerini açıp dua eder. Bunların hepsi, hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. Her işte sünnete uymanın mutluluğunu yaşar. Şu anda Türkiye dışında İslam ülkelerinde camilerde bile “tehıyyetül-mescid” dışında beş vakit namazın sünnetleri kılınmaz, âyetel kürsî okunmaz ve tesbihler çekilmez. Genelde bütün bunlar, terk edilmiş durumdadır. Böylece Müslüman, terk edilen bir sünneti yapmanın ve ilan etmenin yüz şehid sevabına (Taberânî, M.Kebîr, 1394) bedel olduğu bilinciyle hareket eder.
 
Cadde-Sokak
 
İşe giderken veya bir iş için dışarıda bulunduğunda Müslüman kardeşlerine “selâm” lafzını kullanarak selâm verir. Kâfirler, Peygamber efendimizle karşılaştıklarında “es-sâmü aleyküm/ölüm senin üzerine olsun” derlerdi. İki cihan serveri de “ve aleyküm/esas senin üzerine olsun” diyerek karşılık verirdi. Müslümana selam verirken vücud eğilmez ve el işareti yapılmaz. Bunlar, kâfirlerin, Budistlerin “ibadet” olarak yaptıkları hareketlerdir. Hele WhatsApp’ta kullanılan “bitişik iki el” sembollü son derece tehlikelidir. Küfür sembolleri, esasında “Müslüman kimliği”ni yok etmek için hazırlanmıştır. Hazret-i Peygamber, oruç bir ibadet olduğu hâlde Yahudilere muhalefet olması için sadece Muharrem’in 10’unda değil (Tirmizî, Savm 50), 9-10 veya 10-11’inde oruç tutulmasını tavsiye buyurmuştur.
 
Müslüman kimliği
 
Karışık toplumlarda Müslüman, başka dinlere ait “inanç esasları”nı kabullenemez, “ibadetler”ini yapamaz ve “dinî semboller”ini kullanamaz. Bir Müslüman boynunda “haç” taşıyamaz. Hangi türden kâfir olursa olsun, inanç ve ibadetlerini asla sevemez. Müslüman olmayıp Müslümanlara fiilen ve fikren saldıranlar, İslam düşmanıdırlar. Oryantalistlerin çoğu, İslam düşmanıdır. Dozy ve Caetani gibi. Kur’an, vahiy ve Nübüvveti hedef alarak İslam’ı tahkir ve tezyif eden Oryantalistleri baş tacı eden, eserlerini terceme eden, batıl görüşlerini reddetmeyen, onları öven ve reklamını yapan Müslüman etiketli bütün ilâhiyatçılar da -unvanı ne olursa olsun- birer İslam düşmanı ve Batı’nın fikrî ajanlarıdır. Ayet-i kerimelerde buyrulan “Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyiniz”in (Mâide,51) manası, âlimlerimizin beyanına göre, “onların dinlerini beğenerek onlarla duygusal yakınlık kurmayın, onları sevmeyin” anlamındadır. Yoksa günlük hayatta, ticarette ve komşuluk ilişkilerinde insanî davranışlar ölçü alınır. Kâfire de zulüm yapılmaz. Malı gasbedilmez. Irzına dokunulmaz. Onun için ecdadımız Osmanlılar, özellikle kâfirlerin ve hayvanların hukukunda çok hassas davranmışlardır. Kâfirlerin “âdetler”i, taklit edilebilir. Ancak bunda da çok dikkatli olmalıdır.
Müslüman, mezarlıktan geçerken, Mü’minîn ve Mü’minata selam verir, fâtiha okur ve dua eder. Kâfir mezarlığına selam verilmez ve dua edilmez. Müslüman olmayan biri veya bir İslam düşmanı ölünce, “Allah rahmet eylesin” denilmez. TV ve radyolarda bazı spiker veya program sunucuları, ehl-i kitaba dua etmektedirler. Bu, imanî yönden çok tehlikelidir. Çünkü Ehl-i kitap ve diğer din mensupları, Allah’ın karşısına bazı ilâhlar çıkararak O’nu tanımamış ve O’na küfretmişlerdir. Böyle biri için dua etmek, yüce Allah ile alay etmek olur. Bu, hangi ülkede olursa olsun, ordu ile o orduya düşman olan ve onunla savaşanları bir tutmaya benzemektedir. Ayet-i kerimelerde de bu tür dualar, şiddetle yasaklanmıştır (Tevbe, 80 ve 84). İtikaden Münafıklar, en şiddetli kâfirler grubuna girmektedirler (Nisa, 145).
Müslüman ölünce bile kimliği korunur. Onun için hiçbir Müslüman, Yahudi ve Hristiyan mezarlığına gömülmez. Asri mezarlıklar, Cumhuriyet döneminde ortaya çıkmıştır. Bu uygulama, Batı’nın Müslüman kimliğini değiştirme projesinin bir parçası olarak kabul edilmiştir. 
 
İş hayatı
 
Müslüman, küçük yaşta ilim tahsil eder. Ana-baba, çocuğuna zaruri din bilgilerini öğretmekle veya onu Kur’ân-ı kerim hocasına göndermekle sorumludur. Müslüman çocuk, temel dini bilgileri aldıktan sonra ileride bir meslek sahibi olması için ailenin, bölgenin ve ülkenin şartlarına göre eğitimini tamamlar ve bir işe girer.
Sâlih Müslüman, ömür sürecinde rızık ve çalışma konusunda şu âyet ve hadisleri, rehber edinir:
"Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir canlı yoktur." (Hûd, 6).
"Allah'ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun (haram yollara saparak rızık ve geçim peşine düşmeyin)" (“Mâide, 88”).
"Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yemiş değildir." (Buhârî, Buyû’ 15).
"Muhakkak sizden birinizin odun toplayıp sırtında taşıması ve satması, herhangi bir kimseden dilenmesinden daha hayırlıdır." (Buhârî, Buyû’ 15).
"Kıyamet gününde, bir kul şu beş şeyden sorguya çekilmeden bir tarafa adım atamaz: 1. Ömrünü nerede tükettin, 2. Gençliğini nerede geçirdin, 3. Malını nereden kazandın, 4. Malını nerede harcadın, 5. Öğrendiğin ilimle (bildiklerinle) amel ettin mi?" (Tirmizî, Kıyamet 1)
Müslüman, helâlinden kazanır, İslâm dininin öngördüğü helâl olan yerlerde harcama yapar. Helâl ve haram, müctehid âlimlerin yazdıkları fıkıh kitaplarında açıklanmıştır.
 
Yeme-içme-giyim
 
Müslüman, rızkın Allah’tan geldiği inancıyla yemek yemeğe hazırlanır. “Ben kazandım, elde ettim” düşüncesi, Allah’ı unutmak anlamına gelir. O yiyeceklerin sofraya veya masaya gelmesi, yüce Allah’ın kuluna sağlık ve âfiyet vermesiyle olmuştur. Önce ellerini yıkar. Yemeğe besmele ile başlar. Sağ eliyle yer. Sonunda el-hamdülillâh der. Su içeceği zaman, ayakta değil, oturarak ve besmele ile üç nefeste içer ve sonunda el-hamdülillâh der. Yemek ve su, çok sıcak ve çok soğuk olmamalıdır. Doyduktan sonra yememelidir. (Yemek yemeği, biraz daha yiyebilecek durumda bırakmalıdır.) Bunların hepsi, hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.
Müslüman, domuz eti, içki ve diğer haram kılınan yiyecek ve içeceklerin tamamından uzak durur. Ayrıca sağlığa aykırı oldukları doktorlar tarafından açıklanan Batı menşeli bütün cips, kola, dondurma ve diğer ürünleri kesinlikle evine sokmamalıdır. Bu yiyecek ve içecekler konusunda çocuklarını çeşitli yöntemlerle ikna etmeli veya %1 civarına indirerek azaltmalıdır. Doktorlar, hazır gıdaları da sağlığa uygun bulmuyorlar. Yine tabib-i hâzık bir doktorun ifadesine göre yemekten sonra su içilecekse, 1-1.5 saat sonra içilmelidir. Bu tavsiyenin ne kadar sağlıklı olduğu, doktorun talebeleri tarafından görülmüştür.
Sebze, meyve ve hububat konusunda sağlık için en büyük tehlike, DNA’sı bozulan ürünlerdedir. Üstelik bunlar, kimyasal ilaçlama ve gübreleme ile yetiştirilmektedir. Doğal sebze ve meyveye yönelim, bundan dolayıdır.
Müslüman, sağlık açısından yün, pamuk ve ketenden üretilmiş elbiseleri tercih etmelidir. Ecdadımız bunları kullanmışlardır. Doktorlar, (ham maddesi petrol ve taş kömürü katranı olan) naylon ve polyester giysileri -hava geçirmediği için- sağlıklı bulmuyorlar. Ancak bu konuda dünya ve İslam ülkeleri, Batı ürünlerinin istilâsı ve esareti altındadır. Çay, kahve ve spor ayakkabıları buna örnektir.
 
Uyku
 
Müslüman, yatağına besmele ile girer. Sağ tarafına yatar. Sağ avucunu sağ yanağına alarak önce (eûzü-besmele çeker) Ayetel-kürsî’yi okur. Sonra sırası ile İhlâs (3 kere), Felâk, Nâs ve Fâtiha sûrelerini (besmele çekerek) okur. Sonra "Estegfirullâh min külli mâ kerihellah" (3 kere), Salâvat (3 kere) ve "Lâ-havle ve lâ kuvvete illâ billâh" der. Sonra kısaca anne-babasını da dâhil ederek dua eder.
Kitaplarda yatarken okunacak çok çeşitli dualar bulunmaktadır. Ancak biz bir makale için en kısa olanları seçtik.
 
Sonuç
 
Sâlih Mü’min ve Müslüman:
Allah’ü teâlâ’nın dinini gönülden kabul eder. Rehber olarak Peygamber aleyhisselâm’ı, onun şanlı eshâbını ve bu güzide eshâbı başlarına tâç yapan müctehid âlimleri kendine rehber edinir. Allah’tan başka her türlü ilâh inancını ve putçuluğu reddeder. Hakiki tevhid inancının İmam-ı Mârurîdî ve İmam-ı Eş’arî başta olmak üzere Ehl-i Sünnet ulemasının temsil ettiğine inanır. Ehl-i Sünnet âlimlerinin beyan ettikleri Akâid esaslarına aykırı yerli ve ithal her türlü dini ideolojiyi: Modernizmi, Oryantalizmi, Reformu, Vatikanizmi ve İslâm’da Islâhatçılığı Müslümanlara kurulan birer tuzak kabul eder.
Bütün ibâdetlerini dört mezhep imamının açıkladıkları fıkhî hükümler çerçevesinde yapar.
Dünyanın geçici olduğunu bilir. Her kişinin Ahirette mutlaka hesaba çekileceğine inanır. Kul hakkından korkar. Kimseye zulmetmez. Beş vakit namazını vaktinde ve ta’dil-i erkân üzere kılar. Zekâtını Osmanlı hassasiyetiyle verir. Malını hayırlı işlerde harcar. Cuma ve mübarek gecelerde Yasin okuyarak ölmüşlerine ve mevtalara gönderir. Sabah ve akşam okunacak duaları mutlaka okur. Ölümü çok hatırlar. Mü’min kardeşlerini sever ve onlara yardımda bulunur. Ehl-i küfrü ve İslam düşmanlarını asla sevmez. İslam’da reform yapanları, Ehl-i Sünnet karşıtlarını, Mevsuk hadisleri inkâr edenleri, Ehl-i kitabı cennete koyanları ve Oryantalist bağımlılarını dalâlette bilir, makale ve eserlerini zehir kabul eder.