Fatih Selek

Dört yıl kadar önce, Cumhurbaşkanlığı uçağına binen gazetecileri yazmıştım.
Gezilere kimin, ne kadar katıldığının listesini çıkarmıştım.
Bilhassa medyada çok ilgi görmüş, köşe yazılarına malzeme olmuş, listenin bol bol dedikodusu yapılmıştı.
O listedekilerden kahir ekseriyetinin bugün esamesi okunmuyor. Kimileri en keskin muhalifler arasında çoktan yerini aldı bile.
Bunu neden mi anlatıyorum?
Cumhurbaşkanı'nın iki günlük tarihî Bosna Hersek ve Karadağ gezisine ben de davet edildim.
Daha evvel A330-200 yolcularının kritiğini yazmış ve makam uçağına ilk defa binen bir gazeteci olarak gözlemlerimi aktarmasam olmazdı.
 
Abartıldığı gibi değil
 
Bir defa Cumhurbaşkanlığı uçağı çok güzel... İhtişamı ülke adına güven ve gurur veriyor. İçinin tefrişatı abartılı değil.
Uçak beş bölümden oluşuyor. İlk bölümde Cumhurbaşkanı ve maiyeti bulunuyor. İkinci bölümde gazetecilerle sohbet ettiği ay yıldızlı salon var. Bir sonraki kısımda üst düzey bürokratlar oturuyor. Onların ardında basın mensupları. Son kısımda da personel yer alıyor. 12 civarında kabin görevlisi misafirlerle ilgileniyor.
Hizmet güzel, ikram normalin bir tık üstünde... Kahvaltıda peynir, zeytin, bal, tereyağı, menemen, domates ve salatalık vardı mesela. Dönüşte de köfte.
 
Nasıl uyanıklık yaptım?
 
Uçak havalanıp kemer ikaz ışıkları sönünce Cumhurbaşkanı, tura çıkarak davetlileri selamladı.
Bizim sıraya geldiğinde birçoğunun aklından geçip yapamadığını yaptım ve telefonu çıkarıp günün hatırasına bir "selfie" çektim.
"Uyanık ya..." diye takıldı.
 
 
 

Bu nasıl sevgi...
 
Çok yoğun ve kapalı kapılar ardında gerçekleşen diplomasi trafiğinde davetli gazeteciler, programlara pek dâhil olamıyor.
Ancak Erdoğan’ın Bosna Hersek'te, Türkiye'nin tamir ettiği tarihî Başçarşı Camii'ni ziyaretinde bulunma imkânı yakaladık.
Erdoğan'a duyulan sevgi, Türklere ve Türkiye'ye gösterilen ilgi anlatılır gibi değildi.
Osmanlı bakiyesi sokaklar Türk bayraklarıyla donatılmıştı. Ay yıldızın sıcaklığının Müslümanları nasıl ferahlattığını yüzlerden okuyabiliyorsunuz.
Sadece Boşnaklar mı? Hollanda'dan, Almanya'dan, Makedonya'dan Cumhurbaşkanını görmeye gelenler vardı. Fakat muradına erenler azınlıktaydı. Cami önü çok kalabalıktı.
 
Müthiş bir operasyon
 
Cumhurbaşkanı'nın resmî ziyaretinin arkasında tıkır tıkır işleyen müthiş bir organizasyon yürütülüyor.
Mesela İletişim Başkanlığı, ziyaret edilen ülkelerle ilgili bir kitapçık hazırlamış. Heyette kimler var, kim hangi araca binecek, nerede nasıl kalacak, güvenlik elemanlarından teknik personeline, misafir olunan ülkelerde kullanılan basit cümlelerden hava durumuna kadar bütün detaylarıyla yazılmış. Çok hoşuma gitti.
Uçağa binmek için PCR testi gerekiyor. Cumhurbaşkanlığının bunun için de özel bir birimi var. Dönüşte otelde kurulan masada test yaptırdık.
 
Makam araçları o ülkeye nasıl gidiyor?
 
En çok merak ettiğim şey; Cumhurbaşkanı'nın makam aracının ülkelere nasıl götürüldüğüydü.
"Acaba araçları konuk ülkeler mi tahsis ediyor?" diye düşünüyordum.
Meğer Türk Hava Kuvvetlerinin kargo uçaklarıyla götürülüyormuş. Bunun için görevli subay ve astsubaylar bulunuyor.
Dünyanın her yerinde bu yöntem uygulanıyormuş. Güvenlik açısından çok önemli.
 
Albayraklar nasıl karıştı?
 
Uçakta TRT Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Albayrak ile yan yana seyahat ettik.
Kendisi genç bir profesör. Aynı zamanda birçok resim sergisi açmış ödüllü usta bir sanatçı. Sıcak, samimi bir Anadolu evladı.
TRT yönetimi değişince adı Albayrak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Albayrak ile karıştırılmış, bazı muhalif siteler "Yeni Şafak'ın sahibi TRT yönetiminde" diye yazmıştı. Bazıları hâlâ düzeltme yapmamış.
Ahmet Hoca, ilk olarak iki hafta önce Cumhurbaşkanı'nın KKTC gezisine katılmış.
Tabii personel kendisini yeni yeni tanıyor. Yaka kartındaki fotoğrafına sehven Yeni Şafak'ın sahibi Ahmet Albayrak'ın fotoğrafı basılmış.
"İlginç bir hatıra oldu" diyor gülerek.
Erciyes Üniversitesinde görev yapan Prof. Dr. Ahmet Albayrak'ın TRT yönetim kurulunun başına getirilmesi sürpriz olmuş.
"Tam da düğün arifesindeydim" diyor.
Albayrak'ın şahidi de Serhat Albayrak'mış. Ama amcasının oğlu Serhat...
Davetlilerin merakını celp etse de o karıştırmamış.
 
“Reisimiz geliyor”
 
Karadağ küçük bir ülke.
Nüfusu 650 bin civarında. Bizim bir ilimiz kadar.
Nüfusunun yüzde 20'si Müslüman. Türkiye'de 200 bin civarında Karadağ kökenli bulunuyormuş. Cumhurbaşkanı ilk defa bu ülkeyi ziyaret ettiği için buradaki azınlığı çok mutlu etti.
Başkent Podgoritza'nın muhtelif yerlerinde Osmanlı eseri camiler bulunuyor. Türkiye'nin restore ettiği camilere Müslümanlar gözü gibi bakıyor. Tuzi Nizam Camii bunlardan biri. Cumhurbaşkanı camiyi ve Osmanlı mezarlığını ziyaret edecekti. Fakat program değişti. Karadağlılar, cami önünde toplanmış, ellerinde Türk bayraklarıyla Erdoğan'ı bekliyordu. Bizde başına fes takana "deli" muamelesi yapıyorlar. Burada "fes" Osmanlı demek. Ay yıldızlı elbise giymiş bir amca yıllardır görüşmediği bir dostu gelmişçesine bana sarıldı. Sonra göğsüne vurarak "Bu bayrak, benim bayrağım. Reisimiz geliyor. Ne mutlu" dedi. Birlikte fotoğraf çektirdiğimiz Karadağlılar çok mutlu oldu...
 


Türkçe tebrik

Karadağ’daki Osmanlı camilerini gezdik. TİKA’nın tamir ettiği bir camide Müslüman azınlığın çıkardığı gazeteler dikkatimi çekti. Okusunlar diye girişe koymuşlar. Birisinin sağ altında Türkçe "Bajram şerif mübarek olsun" yazıyordu. Belli ki eski tarihli, bayramda çıkmış. Gazete kendi yerel dillerinde ama tebrik Türkçe. Anlayacağınız sevinçlerini Türkçe tarif ediyorlar. Kederini de Türkçe mi dile getiriyorlar bilmiyorum ama şundan eminim başları sıkıştığında tek can atacakları ülke Türkiye.
 
Osmanlı sefareti

Karadağ Cumhurbaşkanı Milo Cukanoviç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı başkentte değil tarihî Çetine şehrinde ağırladı. Eski başkent Çetine çok otantik bir şehir. Buram buram tarih kokuyor. Caddede yürürken gözüme bir bina girişine asılmış ay yıldızlı bayrak ilişti. Kapı numarası "1" olan bu yer, Osmanlı sefaretiymiş. 1880-1912 yıllarında açık kalmış. (Anlaşılan) Balkan Harbinde kapanmış. Girişinde "Sefareti Sehiyeyi Osmaniye" yazıyor. Karadağ adını ülkeyi çevreleyen dağlardan alıyor. Fizikî şartlardan dolayı kontrol etmek zor olduğu için Osmanlı Karadağ’ı vergiye bağlayıp iç işlerinde serbest bırakmış. Ama onunla kalmamış. Ecdadın izlerini birçok yerde görmek mümkün.
 
İlk kurşun binası

Doksanlı yıllarda dünyanın gözünün önünde Avrupa’nın göbeğinde Bosna’da büyük bir soykırım yapıldı.
Saraybosna’daki Müslüman şehitliği bugün Avrupa'ya yapılan utancı yüzlerine haykırıyor.
Katliam, Sırpların tek sabıkası değil. Saraybosna'da Sırplar eliyle dünya tarihini değiştiren bir yer daha var.
Bosnalı Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip, 1914'te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahtı Franz Ferdinand'ı öldürdü. Suikast, Birinci Dünya Harbi'nin çıkmasına yol açtı.
Suikastın yapıldığı yerin önündeki bina bugün müze olarak kullanılıyor.