Hikmet Köksal

Sosyal medyada sıkça paylaşılan Japon iş adamı Sakura’nın hakkımızdaki kanaati belli ki bazı takipçileri rahatsız etmiş. “Çok araştırdım böyle bir iş adamına rastlamadım” diyorlar. Böyle yapmakla Sakura’nın anlattıklarını çürüğe çıkaracaklar.
Adamın söylediklerine değil de, var olup olmadığına bakılması ne kadar enteresan!.. 
Sakura gerçek ya da hayali bir karakter olarak “Siz Türkler rahatınıza çok düşkünsünüz, mütevazı yaşamıyorsunuz” diyor, “Daha sonra borç batağına giriyorsunuz. Ben iş adamıyım sıradan evim arabam var. Görüyorum ki sizde böyle değil. Asgari ücretlide en lüks telefon var. Ayrıca millî değilsiniz, marka düşkünlüğünüz var…” dediğinde onun gerçekten yaşayıp yaşamadığı mı önemli? Yoksa söylediklerinin aslı astarının varlığı mı? Hangisine bakmak gerekir?
Yok, öyle değiliz, adam atıp tutmuş” diyen varsa beri gelsin! Meclis başkanlığı döneminde bir Japonya seyahati sonrası intibalarını paylaşan Yıldırım Akbulut anlattı: “Ziyaret ettiğimiz Japonya millet meclisi başkanının ofisi bizde sıradan bir genel müdür özel kaleminin odasından daha küçük ve mütevazı döşenmiş. Neredeyse diz dize sandalyelerde oturduk.” 
Şimdi bir başka Japon’un Nagase Hosuke’nin Türkiye izlenimlerine bakalım. Nagase farklı bir tablo çiziyor.
Meraklısı için kaynak Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Japon Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Sayın Yrd. Doç. Dr. Okan Haluk Akbay’ın "Bir Japon aydınının gözünden Türkler” başlıklı makalesidir.
Nagase Hōsuke diyor ki:
“Türkler son derece dürüst kimselerdir. Şakadan bile olsa yalan söylemezler. Çok içten ve samimidirler. Asla birisini kandırmak ve dolandırmak gibi bir iş yapmazlar. Özellikle, parasal konularda katiyen doğruluktan ayrılmazlar. Türklerin bu kadar dürüst olmalarında, Müslüman olmalarının da önemli bir payı vardır. Dürüstlük konusunda size basit bir örnek vereyim: Bir meyve satıcısından elma satın aldığınızda, satıcı tarttığı elmalara fazladan bir elma daha ilave edecektir. Böyle yapmasının sebebi, teraziden kaynaklanan bir tartı hatası yapmış olabileceğini düşündüğü içindir...
Türkler gösterişten uzak, sade ve samimi insanlardır. Asla gereksiz övgülere ve dalkavukluklara kalkışmazlar. Ayrıca, Türkler gevezeliği hiç sevmezler. Bir şey yaparken ve çalışırken sessizlik içinde olmayı yeğlerler. Bu onların güzel bir meziyetidir...
Türklerin "it ürür, kervan yürür" diye bir atasözleri vardır. Bu atasözü, Türklerin millî karakterini de yansıtmaktadır. Türkler çok hoşgörülüdürler, kolay kolay öfkelenmezler. Alt sınıfa mensup kimseler arasında bile bağırıp çağırarak kavga eden kimseleri göremezsiniz. Türkler oldukça ılımlı ve barışsever insanlardır...
Türklerin bir başka meziyeti, son derece merhametli ve yardımsever oluşlarıdır. Türkler; yaşlılara, güçsüz kadınlara, çocuklara ve özellikle de yoksullara karşı çok anlayışlı ve yardımseverdirler. Bir dilenci, yardım talep ettiği takdirde; az olsun, çok olsun muhakkak bir miktar para elde eder. Eğer kendisinden yardım talep edilen kişinin yanında parası yoksa bile en azından dua ve şefkatli sözlerle yardım isteyen kişiyi uğurlar. Türkler; kesinlikle insanın kalbini kıran, karşısındakini rencide eden söz ve davranışlarda bulunmazlar...”
Bu iki Japon’un izlenimleri birbirini biraz (!) tutmuyor değil mi?
Tabii ki tutmaz. İlki bugünün Türkiye’sinden ikincisi ise döneminin önemli aydınları arasında yer alan Nagase Hōsuke (1865-1926)'nin Türkiye ziyareti sonrasında kaleme aldığı 1915 yılında Japonya’da yayınlanan  “Türkiye ve Türkler (Toruko toTorukojin” kitabından alındı.
Yani Nagase Hōsuke 1908-1915 yılları Türkiye’sini, Sakura ise bugünün Türkiye’sini anlatıyor. (Yazar; Nagase’nin Orta Asya ve Osmanlı ziyaretini 1908-1915 arasındaki bir dönemde gerçekleştirmiş olmasını vurguluyor.)
 Anlatılanlar arasındaki fark; tabii Sakura atıp tutmuyorsa tartışmaya değer...