İrfan Özfatura

Fatih medreselerinde ders veren müderrisler ekseri Acıçeşme ve Karagümrük’te mukimdir.     
İstanbul Türkçesinin en seçkin ağzı burada konuşulur. Çünkü ekseri mürekkep yalamış insanlar. Âlim ulema...
Adım başı cami, türbe, tekke görürüsünüz, kabir taşları sarıklıdır mutlaka.
Rivayete göre Türkler birçok yere et asar, geç çürüyen, az kokuşan noktayı tespite çalışırlar. Ki, en havadar muhit Edirnekapı çıkar.
Yüksektir, hem Haliç ve Boğaz’dan hem de Marmara’dan rüzgâr alır, ufunet suhunet kalmaz, bir lodos temizler, bir poyraz. Merkezidir de. Bir Karagümrüklü sur içinde her yere yürüyerek ulaşabilir. Otobüs minibüs beklemeden Balat’a, Bayezid’e, Aksaray’a, Topkapı’ya, Eminönü’ne gidebilir rahatlıkla.  

OSMANLI KALKINDIRIR
Semt, Bizans devrinde çok yıpranmıştır, adeta çöküntü alanıdır. Osmanlı, Karagümrük’ü mektepler, çeşmeler, hamamlar ve sebillerle donatır.
Fatih Sultan Mehmed devri ihtisap ağalarından Muhtesip İskender’in yaptırdığı “Kabakulak Mescidi” ve yine Fatih devri ulemasından Esseyyid Mehmet Efendi’nin kabri, şehirdeki ilk Osmanlı yapılarındandır.
Edirnekapı’dan şehre giren ziyaretçileri önce Mihrimah Sultan Külliyesi karşılar. Tepenin de tepesindedir, muhteşem mescit, sanki Üsküdar’daki adaşına nazire yapar.
Mesih Mehmet Paşa Camii’nin kuzeyinde yer alan Karagümrük Medresesi ciddi bir ilim yuvasıdır. II. Abdülhamid Han döneminde fetva emini olan Hacı Nuri Efendi, camiyi medreseyi yeniletir itinayla.
Karagümrük, tasavvuf yolcuları için mühim bir konaktır. Niyazi-i Mısri Sokağı’ndaki “Celvetiyye Dergâhı” ile Nurettin Tekkesi, menkıbelerde yaşar.
Efendimizin (sallallahü aleyhi vesellem) Veysel Karani Hazretlerine hediye ettiği mübarek bürdeleri Abdülmecid Han’ın yaptırdığı “Hırka-i Şerif Camii”nde ziyarete açılır.
Ramazan-ı şeriflerde Resulullah âşıkları kapıda sıralanır.

KONAKLARI DURAYDI...
Civarda eski ahşaplar vardır, makbul bir muhit olduğu konakların kalıbından anlaşılır.
Nişancı Mehmet Paşa ve Atikali Camii gibi muhteşem eserler, semte değer kazandırır.
Sur dışına çıkar çıkmaz, kabristan başlar. Burada İbn-i Kemal Paşa, Şair Abdülbaki, Çerkez Hasan gibi ünlü şahıslar metfundur.
Ayvansaray’a doğru sahabe türbeleri ile karşılaşırsınız ayrıca.                                                                

İlerleyen yıllarda Karagümrük bize mahsus bir karakter kazanır. Fırını, kasabı, manavı, yağcısı, yoğurtçusu, çorbacısı, yufkacısı, tatlıcısı, köftecisi, börekçisi, açmacı bohçacısı ile artık eşine pek rastlanmayan bir mahalle çarşısı vardır.
Meydana açılan sokaklar Yazmacı Hüsrev, Sütçü Murat, İşkembeci Malik, Lüleci Yekta, Kepenekçi Numan, Harab Değirmen, Küçük Değirmen, Tahtacılar, Rendeciler ve Sahtiyancı gibi isimler taşır.
Keçeciler Meydanı ve Keçeci Piri Camii’ne bakılırsa zamanında keçecilerin icra-i sanatta bulundukları anlaşılır.
Son yıllarda biraz betonlaşsa da henüz Osmanlının tadı kokusu durmaktadır.

EFENDİ OL, HAREKET YAPMA
Tamam Apaçi’si de vardır, meraklısı bir kırık dökük bir Şahin toplar, teybini açar, tapa gaz ve tam volüm Fevzipaşa Caddesi’ni turlar.
Asker uğurlama merasimleri gürültülüdür sonra. Ama kimseye zararları dokunmaz.
Karagümrük’e taşınanlar tez alışır, görmedikleri dostlukları yaşar, korunur kollanırlar. Kimse kışt demez tavuğuna. Semtten ayrılanların gönülleri burada kalır mutlaka.
Umumi kanaatin aksine suç nispeti düşüktür. Öyle hırsızlık, uğursuzluk, gasp, kapkaç, laf atma, sataşma için münasip bir yer değildir, sakinleri vaziyetten vazife çıkarır, müdahil olurlar anında.
Geceleri güven içinde dolaşabilirsiniz, velev ki geç de olsa...
Karagümrüklüler “Nerede o eski komşuluklar” demez, bizzat yaşarlar zira.

KIRMIZI SİYAH!
Çevrede Bizans’tan kalma açık ve kapalı sarnıçlar vardır. Bunlardan biri de meşhur top sahasıdır. Takriben bir asır evvel Acı Çeşme ve Karagümrük gençleri “semt halkının da desteği ile” zemini düzler, bir futbol sahası yaparlar.
Bir süre gayrifedere olarak top kovalar, aldıkları galibiyetlerle tanınmaya başlarlar.
1926 yılı baharında Muhtar Bey’in gayretleri ile tescillenir, “Karagümrük İdman Yurdu” adıyla çıkarlar meydana.
Takımın renkleri aralarındaki tulumbacılardan gelir. Kırmızı elbette alevdir, kara ise duman.
1932-33 sezonunda Cumhuriyet Kupası maçlarında bütün rakiplerini yener ve kupayı müzelerine taşırlar. Ardından “Halk Fırkası” kupasını da koyarlar yanına. Hatta 1932 yılında Selânik Karması’nı yenmeyi başarırlar. O güne kadar sadece üç büyükler yabancı takım getirebilmiştir, Karagümrük de ortak olur bu unvana.
Derken takıma Cihan Harbi’nde şehit düşen bir subay çocuğu dâhil olur. Vücudu da ahlakı da sağlamdır. Haksızlığa tahammülü yoktur, bu yüzden Baba derler ona. Evet Karagümrük Baba Hakkı ile çok can yakar. Rakiplerine fark atar.

SAHA VEFA’YA
O günlerde ateşli bir Fenerbahçe taraftarı olan tek partili mebus Şükrü Saraçoğlu Kadıköy İttihatspor’un sahasına el koymak için uğraşır, lakin İttihat’ın başında da çetin bir ceviz “Aydınoğlu Reşit Bey” vardır.
Varlık Vergisi gibi garip tatbikatlarla tanınan Saraçoğlu, muhalefetsiz Meclis’ten tek maddelik bir kanun çıkarmakta zorlanmaz. Buna göre aynı semtte faaliyet gösteren takımlardan, üye sayısı fazla olana imtiyaz sağlanacakır. İttihatspor’un üye sayısı düşük olduğu için Papazın Çayırı Fenerbahçe’nin olacaktır. Ancak Reşit Bey tehlikeyi hisseder ve araziyi Millî Emlak’e devreder. İyi de Şükrü Saraçoğlu, maliye bakanıdır, salahiyetini kullanır ve mezkûr araziyi “sadece bir liraya” Fenerbahçe’ye kazandırır.
Şimdi bunun konumuzla ne alakası var diyeceksiniz. Şöyle ki,o günlerde aynı semtin takımı olan Vefa da “üye sayısının fazlalığını” ispatlar. Karagümrük Stadı, Vefa’ya tahsis edilmekle kalmaz, Vefa, Karagümrük’ü ilhak eder, renklerine katar.
Arkalarında CHP’li Maarif Vekili Hasan Ali Yücel  vardır zira.
Hâlbuki Karagümrük 1941-42 sezonunu şampiyon olarak tamamlamış, İstanbul 1. Profesyonel Ligi’ne çıkmaya hak kazanmıştır.

KALDIĞI YERDEN
Karagümrüklüler 1946 yılında tekrar toplanır, faaliyetlerine “Karagümrük Gençlik Kulübü” adıyla en dipten (5. Küme’den) başlarlar. Kırmızı-siyahlılar 1946-47 sezonu şampiyon olur, 4. Küme’ye, o yıl da şampiyon olup 3. Küme’ye, ertesi yıl da şampiyon olup 2. Küme’ye çıkar. 1955-56 sezonunda önderlik yapar, 2. Profesyonel Lig’in kurulmasını sağlarlar.
Ve bir sene sonra (1956-57) 2. Lig şampiyonu olarak 1. Lig’e katılır ve beş sezon mücadele ederler alnının akıyla.
1957-58 sezonunda Galatasaray’dan Kadri Aytaç’ı renklerine bağlayarak Türk futbol tarihinin ilk büyük transferini yapar (57.500 lira).
Karagümrük 1958-59 sezonunda 1. Profesyonel Küme’nin ilk yarının son haftasına kadar namağlup lider olur. Hâliyle büyük bir sempati toplar. Hatta 1959 yılında; Yozgatlılar da bir “Karagümrük Spor Kulübü” kurar ve aynı renklerle çıkarlar sahaya..

YILDIZ İMALATI
Karagümrük’ün yetiştirdiği yıldızlardan Abdülkerim, Fenerbahçe’de; Oktay, Beşiktaş’ta; Serdar, Trabzonspor’da oynar.
1962-1963 sezonunda düşer. 1982- 1983 sezonunda şampiyon olur yeniden 1. Lig’e yükselir. Gelgelelim para sıkıntısı sürmektedir. 1983- 1984’te bir daha düşer.
Karagümrükün iki yakası bir araya gelmez ama havayı yakalayınca tutulmaz. Bir bakarsınız Süper Lig’i zorluyor, bir bakarsınız amatör kümede dolanıyor.
Aynen hayat gibi dalgalı gider, kâh batar kâh çıkar. Olsun, taraftarı daima yanındadır, kızar kahrolur ama asla darılmaz.