Kemal Belgin

Hayatı F.Bahçe’nin içinde geçmiş bir isimdi Serkan Acar. Altyapıdan yetişip  A takımda yıllarca top oynadıktan sonra ölene kadar da kulüp müdürlüğü yapmıştı…

Önceki gün, yani cumartesi günü, Serkan Acar’ı vefatının 7. yıl dönümünde andık. Serkan, Fenerbahçe’de ta genç takımdan yetişerek girmiş bir yıldız idi. A Takım’daki ilk maçı da Beşiktaş’a karşı idi. Serkan, bizim mahallede arkadaşlar arasında “Genco” lakabıyla anılırdı. Kimilerine göre bu Genco, çok yakışıklı genç anlamı taşıyordu.  
Can Bartu’dan sonra şimdi de size Serkan’ı anlatacağım. Serkan’ın rahmetli babası Adapazarlı, yine rahmetli annesi Sabahat Teyze ise Kadıköylü idi. Bilmem bilir misiniz, Kadıköy Çarşısındaki bit pazarının yarısına yakını, bina olarak Serkanların idi. Yani Serkan kardeşim futbolu keyif, zevk olarak oynadı hep. Bekâr evleri ise günümüz Caferağa Salonu’nun tam karşısındaki binanın ikinci katı idi. Zaten Serkan da, hâlâ sağ olan Caferağa Salonu’nun büfesini işleten Baba Yalçın’ın yazlık takımında şimdiki salonun yerinde bulunan arsanın yıldızlarından idi. Serkan futbol topuna yapışmışken kardeşi Sertan da diş hekimi olmuştu.
Sonra mı? Dediğim gibi Serkan bir James Dean olarak tanınırdı dönemin kızları arasında. Zaten hâlen sağ olan eşi ünlü sinema oyuncusu Zeynep Değirmencioğlu, yani ‘Ayşecik’ de, ona âşık olmuştu. Ne günlerdi onlar. Kitap bile yazabilirim. Neyse evlendiler ve iki erkek çocukları oldu.
Devam edelim mi? Serkan futbolu bıraktıktan sonra Fenerbahçe’yi 35 sene yönetmiş Dr. Semih Bayülken, “Serkan hiçbir işe heveslenme... Fikret Abi, yani Fikret Arıcan, yani Büyük Fikret’ten sonra onun işini sen yapacaksın.” Deyiş o deyiş... Serkan, Büyük Fikret’in yanında eğitim gördükten sonra hayatını kaybedene kadar Fenerbahçe’nin her şeyi oldu diyebiliriz. Hatta ne badirelerden kurtarmıştır Fenerbahçe’yi bilgisi ve tecrübesi sayesinde...  
Bir anı daha mı? Bir gün, Serkan daha futbolcu, Fenerbahçe Burnu’ndaki eski kamp binasında kendisi ile karşılaştım. “Abi gel bak sana ne göstereceğim” dedi. Hayırdır diye takip ettim. Bir de ne göreyim... Kamp binasının odalarından birinin kapısında, “Cemil Turan-Serkan Acar” yazmıyor muydu? Bu ne yahu diyecek oldum, Serkan bana, “Abi iş tamam... Cemil’le burada kamp süresinde birlikte kalacağız” dedi.
Ah Serkan’ım ah! Hem onun evinde, hem bizim evde, hem Önder Abi’nin evinde Fare Raşit, yani Serkan’ın genç takımdaki kankası Raşit Karasu, az mı pişti oynadık, yemek yedik, muhabbet ettik. Bir yaz günü mahalle maçı ayarlamış. Ben de 39 derece ateşle evde yatarken, Raşit’le gelip beni Kınalıada’ya taşıyıp, zorla oynatmıştı.
Siz bilir misiniz, Ali Şen, Trabzon’da Otto Bariç dümencisinin yere yığılışından sonra takımı sahadan Serkan’ın çektiğini açıklamıştı. Siz bilir misiniz, rahmetli kardeşim Serkan, az mı başkalarının yanlışlarını sırtlamış, onlar yıpranmasın diye kendini feda etmiştir. Zaten genç yaşta aramızdan ayrılışının, bence, asıl sebebi de boş yere aşırı yıpratılmış olmasıdır. Daha fazlasını yazarım da, hem de isim vererek, burada kalalım en iyisi...  
Nurlar içinde yat, sevgili Genco! Yerinde mi? Şiddetli yeller esiyor...