Kemal Abinin Haftalığı

Kemal Belgin

Fenerbahçe’nin eski başkanlarından Ali Şen geçtiğimiz hafta günümüz başkanı Ali Koç’a tavsiyelerde bulunmuş. Bunların içinde bence, çok ama çok önemli biçimde, dikkate alınması gereken yönetimin tepeden tırnağa değişmesidir. Belki de başkanı ile birlikte. Pardon unutmadan, Ali Şen acaba 24 sene sonra Brezilya’yı Dünya şampiyonu yapan ve Fenerbahçe’ye de bizim ligin o unvanını kazandıran Parreira’yı neden gönderdi? Ya da daha doğrusu o hoca neden kendisi bırakıp gitti?

Fatih Terim bu işte!
Galatasaray Teknik Direktörü, ki bence ülkenin en iyi hocası, evinde sağlığına yeniden kavuşmanın huzuru ve keyfi içinde anlaşılan... Öyle ki, sürekli ilham alınacak mesajlar atıp duruyor. Önemli taktiklerle maç kazanan, kimsenin aklına gelmeyen değişikliklerle maç çeviren, bazen de şaşırtıp kafa karıştıran hoca şimdi de sosyal hayatta bir numara olma yolunda... Devam Hoca’m! Allah şifalar versin!

Gözün aydın Trabzonspor!
Trabzonspor yönetimi Sosa ve Novak’la sözleşme yenilemiş. Bravo! Bu iki oyuncu gerçekten takımın beyni diyebiliriz. Bazı önemli yanlışlardan da dönülmüştü. Şimdi geriye kalan sekiz maçla, kupadaki rövanş kaldı... Kulübün ekonomisini de iyi yürüten Ağaoğlu yönetimi ister misiniz 1970’li yılların ortasından sonrasına  döndürsünler armayı!

Baba Hakkı’yı anarken...
Beşiktaş’ın bence hâlâ efsane olarak yaşayan, unutulmazı Baba Hakkı geçen hafta 31. vefat yılında anıldı. Hey gidi günler hey! Bir gün Karaköy’de vapurdan inmiş ara yoldan tünele gidiyordum. O aralıkta bir dostumun mağazası vardı. “Hop hop” dedi, beni durdurdu. Meğerse içeride Baba Hakkı kahve içiyormuş. Elini öptüm karşısına oturdum. Bir ara, “Baba, Taçspor’dan Kahraman diye bir genç almışsınız. Kim bu yahu?” diye şaşkınlığımı ifade ettim. Cevap mı? “Lan oğlum, adamın soyadı Kartal, ne konuşuyorsun sen” demez mi? Bir kere daha elini öpmüştüm.

beIN’de futbolun şehirleri...
Futbolun yayıncı kuruluşunda bir kadının sunduğu “Futbolun Şehirleri” isimli bir program var. Bu defa da ekranda Eskişehir vardı. Şehir eskiye oranla bir hayli gelişmiş göründü bana... Ama bu kadın arkadaş bu turunda acaba neden zamanın efsane takımından birilerini bulup konuşmamış? Mesela kaptan Fethi ile... Neyse ki, yine efsane olan bandonun bir ismi ile sohbet etmiş... Acaba amigoların kralı Orhan neredeydi?

Dorukhan; sana  ne demiştim?
Bundan ya bir ya da iki köşe önce Dorukhan’a bir yer ayırmıştım. Demiştim ki, araya menajer falan sokma, yönetimle sen kendin bizzat konuş... Neyse, geçtiğimiz haftanın ortalarında medyada Dorukhan’ın sözleşmesini tek taraflı feshettiği haberi çıkmaz mı? Hemen ardından da Beşiktaş bu haberi yalanladı. Acaba bu yalanı kim yaydı? Kurtulun be şu menajerlerden! Son olarak; Ey Beşiktaş yönetimi sudan ucuz aldığın bu gence biraz zam yap da, rahat et. O Lens’e, Larin’e, Diaby’ye verdiğin paraları hiç mi aklına getirmiyorsun? Bu genç on senelik be...

Bizim ülkede 50 yıl yaşamak kolay mı?
Tabii ki başlık insan hayatını kapsamıyor. Peki nemi? Efendim; bizim Türkiye gazetesi 1970’te kurulmuştu. O günler, yine o günkü adıyla, basında yaşamak öyle pek olay değildi. Öyle rakipler vardı ki, sormayınız! Ancak ne var ki rahmetli Enver Ağabey’imiz iddialı idi. Yaşattı, sonra da oğlu Mücahid Kardeş’imize emanet etti. Biliyor musunuz, şu anda patronu değişmemiş tek tarihî gazete de Türkiye’dir. Allah daha nice uzun yıllar nasip etsin Mücahid Kardeş!

Dayı Kemal; sen de kulak yok mu?
CHP Genel Başkanı Dayı Kemal geçenlerde tuttu yine neler söyledi neler. Nerede mi? Malum uçuk kanallardan birinde. Dediler ki, “Bu gazeteciler yazmakta, yorumda özgürdürler. Bu nedenle onları tutuklayıp hapse atamazsınız...” Peki, siz özgürce görüş belirten, yasakladığınız (!) kanallara çıkan (ne demokrat, özgürlükçü parti değil mi?) kaç adet parti üyenizi partiden ihraç ettiniz son günlerde? O malum uçuk kanallar bunu niye size soramıyorlar acaba? Hani özgürlük var ya meslekte...

Yiğiter Uluğ keşke  bunu yapmasaydın!
Bizim, bana göre genç meslektaşlardan Yiğiter bir yazı yazmış... Ve bu yazıda zamanın ömrü iki sene bile sürmemiş bir dergisini, Gelişim Spor’u göklerde uçurmuş. Neymiş; dergi önce 15 bin sonra 30 bin satmışmış... Devrim yapmışlar spor gazeteciliğinde... Yapma Yiğiter! Fotospor zamanında, hem de sizinkinden neredeyse 20 sene önce, yani nüfus şişmemişken 125 bin satmıştı. Spor gazeteciliğinde devrim mi? Tercüman’ın 1968 ile 1990 arasında, yani gazete bir aralık Türkiye’de ilk defa 1 milyon satarken falan, spor sayfalarını nasıl yorumlarsın acaba? Şayet spor gazeteciliğinde bir devrim olmuşsa, bunu da rahmetli Necmi Tanyolaç, İslam Çupi ile başlayan Tercüman yapmıştır. Sokağa çıkıp bir soralım bakalım... Hem de tüm yurtta, Edirne’den Ardahan’a kadar...