Kemal Abinin Haftalığı

Kemal Belgin

Geçtiğimiz haftadan önce, yani nisan ayının belki de son günlerine doğru Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz’i TV’de konuşurken görünce yüreğim hopladı. Başkan beyaz gömlekli ama kravatsız, soluk benizli, ciddi yıpranmış, kilo vermiş bir görüntü sunuyordu. Nitekim rahatsızlandığı haberi çıktı. Takip ettim. Ancak ne var ki, GS TV’de sıradan röportajlar, şunlar bunlar vardı... Haberi ilk olarak bir başka TV kanalı alt yazıda geçmişti. Neyse, tam “Geçmiş olsun Başkan” diyecekken peş peşe ameliyatlar gündeme oturdu! Hem içeriden hem dışarıdan hücum yersen, vallahi yine de ayaktasın şükürler olsun!

Trabzonspor’un hedefi ne?
Bizim gazetede okudum. Trabzonspor’un ilk hedefi başta Sörloth olmak üzere üç ismi hayli yüksek fiyatla satmakmış. Tabii ki, özellikle de son gelişmeler sonrası, ciddi biçimde mali güce sahip olmak kaçınılmazdır. Ancak ne var ki, bir de yıllardır özlemi çekilen lig şampiyonluğu da çok ama çok önemlidir. Zaten o elde edilirse epeyce yüklü bir avro geliri olacak. Sizce Trabzonspor ilk olarak hangi hedefi büyük ve öncelikli tutmalıdır?

Reyting denen palavra!
Evdeyiz ya, zaman bol... Yani boş zaman... Geçtiğimiz pazar günü, aklıma nereden geldiyse, şu reyting denen işe bakayım dedim. 21 ilimizde varmış bu iş. 2.201 hanede iş yapılıyormuş. Beş yaş üzeri 38.935.633 kişiyi temsil ediyormuş. Ve de  mayıs ayının ilk gün reytinglerine bakınca vah ülkem vah çektim. İlk on program vardı listede... Zaten bu reyting işi ile işim olmaz da, olmadı da, yukarıdaki tabloyu gördükten sonra harcadığım zamanıma acıdım durdum.

Bu da Öcal Uluç Usta’dan...
Öcal Uluç Ağabey’in geçtiğimiz cumartesi köşesindeki yazıyı bir kaç defa okudum. Çünkü terse düşmemem lazımdı. İzmirli bir yazar arkadaş, adı Serkan Aksüyek, Fenerbahçe tarihini karıştıran, bence bilmeyenlerin marifetlerini yazmışmış. Ve de aynı konuda Sayın Prof. Dr. Hakkı Hoca da bu büyük kulübün acilen tarihini bilen birilerine ihtiyacı olduğunu söylemiş. Bu tabloya ne mi derim değerli Öcal Usta? Vah vah vah! Hakkı Hoca’m, Serkan Kardeş, Öcal Usta, bu kulüp son yıllarda öyle kişilere tarihini yazdırdı ki, sormayın gitsin... Törenlerle ünlü (!) yazarlar tanıtıldı, kitaplar da ne yazık ki, merhum Rüştü Dağlaroğlu’nun yazdığı tek doğru kitabın arasındadır.

Rıdvan Kardeş kulağını kim çekti?
Geçtiğimiz hafta sonuydu galiba... Rıdvan Dilmen, bu sezonun 8’li play off maçlarıyla tamamlanmasını önerirken gelecek sezonun da aynı formülle oynanmasını istemiş. Geleceği görmek buna denir işte... Demek ki, birileri Rıdvan’a bu fikri verdi ki, o da ortaya atmış. Mesele mi? Rıdvan, son olarak oynadığı takımdan herhangi bir şampiyonluk patlaması gelmeyeceğini kesin gibi görmüş de o yüzden olabilir mi dersiniz?

Şimdilik  bizim futbol...
TFF Başkanı Nihat Özdemir dün yaptığı açıklama ile profesyonel liglerin 12 Haziran’da başlayacağını bildirdi. Amatörlerin de aynı tarihte start alabileceğini dile getirdi. Sayın Başkan; Şu amatör işini bu sezon unutun bir kere... Ama Süper Lig ve 1, 2. ve 3. Lig, tabii ki şartlarda bir olumsuzluk olmazsa, belirlenen tarihte oynanacak. Bitiş tarihini de temmuz sonu olarak belirlemiş TFF... Yani, önümüzdeki sezonla bitirmeyi umduğumuz sezon peş peşe oynanacak. Eh, 2,5 ay ara verilmiş bir futbol dönemi için de çok ağır şartlar değildir. Burada bence, en önemlisi seyircili, seyircisiz mi? Ve yolculuklar... Yine bence seyircisiz olmalı... Kara yoluyla gidilemeyecek yerler için de, maçların başlamasıyla geliri patlayacak yayıncı kuruluş artı destek vermelidir.  Şimdilik bu kadar...

Ya sandıkla, ya da darbeyle formülü...
CHP’nin malum kafaları, isimlerini yazıp da kimseye hatırlatmayayım, demişler ki, “Tayyip Erdoğan ya seçimle gider, ya da başka bir şekilde...” Bakın size bir şey hatırlatayım akıl zafiyetliler; bugün her evde iki telefon var. Herkeste türlü türlü maharetleri bulunan cep telefonları. internet, yüzlerce TV kanalı, şu bu falan da cabası... Yani 15 Temmuz gibi bir işe kalkışırsanız, bu defa bombaya, makineli tüfeğe de sopayla karşılık verilmez. Bilesiniz haaa! Ah ah ah, şu saydıklarım 1960 yılında da olsa idi, Menderes’e de o haltı yapamazlardı. Nereden mi belli? Eh, rezil darbeden sonra ilk seçimi, hem de harbi seçimi kim kazandı ki acaba? Bu millet işini bilir, hâlâ anlayamadınız mı?

Caner’i bulmuşsunuz da, bela mı arıyorsunuz?
Neredeyse bir iki aydan fazla bir zamandır Beşiktaşlı Caner’in isminin Fenerbahçe dolaylarında geçtiği yazılıp duruyor. Beşiktaş’ın ise kılı kıpırdamıyor. Bana göre bu ülkenin şu andaki en iyi yerlisi Caner Erkin’dir. Yaşı da 32 dolaylarında... Hem sol arka, hem sol ön, hatta ihtiyaç hâlinde orta alan öne doğru falan... Eh bölün bakalım vereceğiniz parayı, kaça geliyor bu Caner? Yoksa birileri kendini geçer de, efsaneler sırasında üst sıralara tırmanır diye mi fren yaptırıyor? Boateng’in ipi çekiliyormuş.  Vay be ! Milletin kapıya koyduklarını yapışırsanız böyle olur işte.

Deniz Gezmiş’le bir akşam!
Değerli okurlarım; Deniz Gezmiş’le büyük bir rastlantı sonucu Ankara’da bir gece bir dostumun evinde tanışmıştım. Kim olduğunu bilmiyordum. Sonra gazetelerde çıkan haberler ve fotoğraflarla farkına vardım. Yerim dar bugün... Detaylarını haftaya yazayım da, küçük dilinizi yutmazsınız umarım...