Kemal Belgin

Bizim kulüplerimiz transferi hangi kriterlere göre yapıyor? Takım sistemine göre mi yoksa popülariteye göre mi?

Başlıkta neler yok ki? Futbol oyununun dünü, bugüne kadar gelişmeleri ve bunun içindeki en önemli olgu “transferi” özetle, kısaca şöyle bir açayım dedim.
Değerli okurlar; futbol hiç tartışmasız bizim ülkenin en çok itibar edilen spor branşıdır. Tabii ki futbolun beşiği olarak kabul edilen İngiltere, sonrasında patlama yapan Almanya, Fransa, İspanya, İtalya’da da arızalı yıllar hariç, hep ön planda kalmıştır. 
Bu konudaki yazı çok uzun olmasın diye kısa kısa değineceğim. Zamanında ferdi yeteneği üst düzey olan ve takımı saha içinde yönetmekle görevli oyuncu parmakla gösterilirdi. Bunların değeri her dönem pahalı olmuştur. Sonrasında ise sistemler yenilendikçe saha içi rollerde de değişimler olmuştur. Sistem denince ise tabii yine İngiltere’de başlayan olgu zamanla değişimle yayılmıştır. Şöyle kabataslak bir sıralama yaparsak İtalya, Brezilya, İspanya, Almanya ve Fransa diyebiliriz. Bu süreçlerde oyun kurallarında ciddi değişimler meydana gelmiştir. Bunun da oyunlar üzerinde aynı biçimde yenilikler oluşmasına neden olmuştur. Dörtlü savunma, catenaccio, üçlü savunma, total futbol, ön liberolu düzen diye sıralayabiliriz bunu... 
Bize dönersek... Bendeniz aklımın erdiği kadarı ile 1951’de İnönü Stadı’nda maskot çıktığım maçtan itibaren futbolu dikkatle izledim. Lefter, Can Bartu, Suat, Kadri, Baba Recep, Ali İhsan, Kasapoğlu, Aydemir Nemli gibi üst düzey ferdi yetenekleri olan futbol yıldızlarının içinde bulunduğu süreçte takım oyunu anlamında pek sağlıklı bir anlam, görüntü yoktu. Adı geçen bu futbolcular top ayaklarına geldiğinde, genellikle, en uygun arkadaşlarına servis ederlerdi. Şayet öyle bir gözlemde adam bulamamışlarsa, ferdi yetenekleri ile karşılarındaki rakibi oyundan düşürerek iş bitirirlerdi.
Şimdilerde bizim futbolda ferdi yetenekliler şöyle dursun, boşuna koşan, çabuk top kaybeden, bu arada top verecek adam bulamadıkları için rakibe kontra fırsatı tanımakta olanlarla doludur.
Gelelim transfer kaoslarına... Peşinde koşulan, hatta transfer de edilenler, büyüklerde özellikle, kendilerine karşı iş yapmış olanlardır. Ama demezler ki, düşünmezler ki, acaba bu oyunca bizim şu andaki takıma uyar mı? Ya da aynı hocayla devam ediyorsak, acaba bu hocanın kurduğu oyun düzenine uyabilirler mi? Veya yeni hocanın kafasındaki oyun sistemi nedir diye hiç tartışıp konuşmuşlar mıdır? Bu yüzden uzun yıllardan bu yana da ciddi ekonomik krizler içine düşmüşlerdir bizim kulüpler... Öylesine ki, büyük paralara aldıklarını bir sezon sonra elden çıkarmak veya ona buna kiralamak zorunda kalmaktadırlar.    
Bakınız size çok çarpıcı ve içinde yaşadığım bir olaydan söz edip yazıyı tamamlayacağım. Rumen teknik adam Ionescu ile anlaşmıştı Fenerbahçe... Bu teknik adam lig bitmeden önce iki maç izlemişti ülkemizde... Yönetimle yeni sezon için oturduğu masadaki sözleri aynen şöyleydi: “Şampiyon mu olmak istersiniz, futbolunuz herkesçe eleştirilerek... Yoksa övgü alan futbolla en iyi dördüncü mü olmak istersiniz...” Dönemin başkanı rahmetli Faruk Ilgaz’ın cevabı da şöyleydi: “Biz şampiyonluktan başka bir şey istemeyiz...” Rumen teknik adam, ”O zaman eleştiri alan futbola tahammül edeceksiniz... Siz de Can Bartu, Fuat Saner, Ziya Şengül, Nedim Doğan gibi yıldızlar var. Ama forvetinizin teknik kapasitesi çok sınırlı. Bu yüzden de biraz önce değindiğim futbol görüntüsünü vereceğiz, şampiyon olmak için...” Ve de Fenerbahçe koca sezonda sadece 6 gol yiyerek ve az gol atarak şampiyon olmuştu...