Kemal Abinin Haftalığı

Kemal Belgin

Şu mayıs aylarının sonu geldiğinde içim daralır. Ama Allah’tan Fatih Sultan, İstanbul’u 29 Mayıs günü fethetti de kendimize geliyoruz. Açayım o zaman... 27 Mayıs 1960’ta o ülkemin geçmişteki 10 yıllık parlak günlerinin çalındığı tarihti. 28 Mayıs kendini adam sanan ama insanlık, gençlik yapısından yoksun rezillerin Taksim-Gezi günüydü. Ve sonraki mayıs günü olan 29’u geldi de, ben de kendime geldim. Hele hele yukarıdaki 27 ve 28 rezilliklerinin yapıcı ve sunucuları bugünler ve yarınlar için milletimle yan yana duran Başkan Tayyip Erdoğan dostumun mesaisini sanırım utanarak izlemişlerdir.

Çebi’nin hesabı!
Beşiktaş Başkanı Ahmet Nur Çebi uzun bir açıklama yapmış... Tabii ki ağırlıklı olarak mali duruma değinmiş. Her kelimede, hür cümlede eskiyi eleştirme, suçlama yatıyor. Peki o zaman soralım; Bunca ekonomik vebali işleyen eski başkan ve yönetimle zatıaliniz kaç yıl beraber çalıştınız? Onca borçtan bir kuruşu bile sizin marifetiniz değil mi? Beşiktaş’ı yolgeçen hanına benzeten transferlerin vebali sadece eski yönetimin midir?

F.Bahçe’nin tuhaf deplasmanı!
Haber önce ekranlardan geldi. İnanmadım. Sonrasında ise gazetelerde yer aldı. Bu defa acaba mı dedim. Baktım ki doğru... Fenerbahçe ligin yarım kalan kısmı için Riva’da kampa girecekti. Girdi de... Peki, onca mangır sayılan Topuk Yaylası, Samandıra ne güne duruyordu. Hatta hatta Dereağzı... Kalacak yer mi? Başkanın oteli var yürüme mesafesinde... Eeee Sheffield United’da görev yapmış bir futbol yöneticisi varken neden olmasın ki?

Guidetti hak ediyor!
Kupalarını artık müzesine sığdıramaz olan Vakıfbank Kadın Voleybol Takımı’nın teknik patronu Guidetti demiş ki, “Bana herkes Hoca’m diyor. Neredeyse ismimi unuttum. Ama bayılıyorum bu hitaba...” Hoca’m; eserin müthiş... Takımı yeniliyorsun zaman zaman ama karşımızda hep aynı güç ve hatta katlanmışı duruyor. Ben de “Helal” diyorum...

Yeni lig için kararlar!
Önce Nihat Özdemir’e “Geçmiş olsun” diyerek başlayayım... Sonra da TFF’nin bu ayın 12’sinde başlayacak lig maçlarına getirdiği tedbirlere de bakalım. Belli ki derinliğine düşünülmüş, öyle de çalışılmış. Bunca günün durumuna bakılarak alınmış tedbirlere rağmen malum arıza çıkarsa herkes hesabı kendi içinde aramalıdır.

Karton taraftar!
Alman liginin ilk maçı idi yanılmıyorsam. Tribünler doluydu. Hatta deplasman takımına ait bölümde de kalabalık göze çarpıyordu. Meğerse taraftarların fotoğraflarından yararlanıp kartonla doldurmuşlar koltukları... Şimdi de bizde aynı uygulama için, bu satırları yazdığım ana kadar, Fenerbahçe ile Beşiktaş başvurmuş. Ve maç sırasında da tezahüratlar bizlere yansıtılacakmış. Ne derdim hep; Almanya bir şey yapıyorsa sen de yap, kârlı çık...”

TRT Müzik yolunu mu şaşırdı?
Önceki gün, yani salı, saat 13.00 civarlarında TRT Müzik’e bakayım dedim. O da ne? Assolist programında Zeki Müren yok mu? Herhâlde bir şarkı ile geçer sanırken yanlış hatırlamıyorsam yedi sekiz şarkıyı seslendirdi büyük usta... Aman sakın haaa, bir daha böyle şaşırtıcı işler yapmayınız!

Hakan Çalhanoğlu açık ve net!
Bu haftaya başlarken bir kanalda Hakan Çalhanoğlu’nun hayli uzun açıklaması vardı. Bu açıklamanın içindeki beni en çok etkileyen Galatasaray’la ilgili kısmı oldu. Hakan öylesine bir Galatasaraylı ki anlaşılan odur, hani derler ya “Damarlarımı kesseler sarı-kırmızı akar” diye, işte onlardan. Bence bu nereden geliyor biliyor musunuz? Hakan, 1994 Almanya doğumlu... Yani Galatasaray Avrupa Kupası’nı kazandığında altı yaşında, Hani yazmıştım ya, o kupa özellikle Almanya’daki futbola meraklı vatandaşlarımızın neredeyse yüzde 80’ini Galatasaraylı yaptı diye... Ne dersiniz? Böylece yine İslam Çupi üstadın vefatından kısa bir süre önce Milliyet’te yazdığı yazı aklıma geldi. Hani demişti ya Çupi “Başka takımlar UEFA Kupası’nı, Süper Kupa’yı müzelerine götürmüşken yerli tenekelerle çocuğu nasıl Fenerbahçeli yaparsınız...”