M. Said Arvas

Geçen hafta kibrin hastalık olduğunu yazmıştık. Hem de çok tehlikeli bir hastalık. Çünkü vücudumuzda meydana gelen hastalıklar geçicidir, dünya hayatı ile ilgilidir. Çok ağır olsa bile nihayet fani hayatımızın sona ermesine sebep olabilir. Biz zaten bu dünyada misafir değil miyiz? Burada kalmak için gönderilmedik ki!.. Üç-beş günlük bir hayat... Nimetleri geçici olduğu gibi, sıkıntıları da geçicidir. Kibir hastalığını daha tehlikeli kılan şey; onun ebedi hayatta vereceği sıkıntılardır. Her ne olursa olsun geçici olanlarına değil, kalıcı olanlarına önem vermelidir. Ne güzel demişler: "Kibir belâdır, hastalıktır, fakat acıyanı yok. Tevâzû ise nimettir, kıskananı (haset edeni) yok." Birinin başına bir musibet gelse, düşmanları sevinir, dostları ise üzülür, ona acıyan bulunur, fakat kibir hastasına kimse acımaz. Nimetlere de hased olunur, fakat tevâzu nimetini kıskanan olmaz... Bizi kibre sevk eden sebepler Bir hastalığın tedâvisinde başarılı olabilmek için ilk önce o hastalığa sebep olan mikroplar tespit ve bertaraf edilmelidir. Değilse tedavi mümkün olmaz. Kibir hastalığı yapan sebepler pek çoktur, bunların en önemlileri şunlardır: Bunlardan bir tanesi veya birkaçı birinde bulunursa; nefsi de terbiye görmemişse hastalık geldi demektir. Birincisi: İlim sahibi olmak, ilim öğrenmeden önce edep öğrenmemişse tehlikelidir. Zira ilimdeki gurur ve kibir, makamdan, mevkiden ve paradan daha çoktur. Eskiden büyüklerimiz önce edep öğretirlerdi sonra ilim. Dört hak mezheb imamlarımızdan İmam-ı Malik hazretlerine, Abdurrahman bin Zeyd isimli biri gelir ve yirmi sene o zata talebelik yapar. Diyor ki: "18 sene bana edep öğretti, son iki sene ilim öğretti. Ben şimdi diyorum ki; keşke o son iki senede de edep öğrenseydim!.." Âlim olanlar, gerçek manada Allahü teâlâdan korkanlardır. Önce kendini tanımalıdır. "Kendini tanıyan, Rabbini tanır" demişlerdir. İnsan, kendini tanırsa, her şeyden adi olduğunu anlar, aczini idrak eder, böylece tevâzu sahibi olur. Rabbini tanıyan da kibriyâ ve azâmetin yalnız onun şanı olduğunu anlar. Takvâ sahibi olmadan ilim sahibi olmanın hiçbir kıymeti yoktur. Yalnız ilim fazilet kazandırsaydı, Şeytan'a kazandırırdı. Şeytan'ın ilmi çok fazlaydı... İkincisi: Güzelliğiyle övünmektir. Bunun da tedavi çaresi, yalnız dış görünüşüne değil, iç haline de bakmaktır. İçini araştırdığı vakit, güzelliği ile övünmesini gölgeleyecek birtakım çirkinlikler ile karşılaşır. Bütün azalarında pislikler vardır. Bağırsaklarında pislik, mesanesinde idrar, burnunda sümük, ağzında balgam, kulaklarında kir, damarlarında kan... Günde bir veya iki defa necasetini, kendi eli ile temizler. Hali böyle olan güzelliği ile nasıl övünebilir? Ne kadar güzel yüzlü olursa olsun, öldükten ve toprağın altına konulduktan bir ay sonra kabri açılsa yüzüne bakılamayacak kadar çirkin bir hale geldiği görülür. Üçüncüsü: Kuvvetine ve gücüne güvenerek kibirlenmektir. Gözleri ile göremeyeceği kadar küçücük mikroplara yenilen, hasta olan, küçük parmağı kadar bir akrebin sokması ile günlerce sancılar içinde kıvranan, hatta çok zehirli ise ölümüne de sebep olabilen insan, hangi gücüne güvenmektedir?!. Aynı zamanda deve, aslan ve fil gibi hayvanların insanlardan çok güçlü ve kuvvetli olduklarını herkes bilir. Hayvanların bile kendisini geçtiği bir sıfat ile nasıl iftihar edebilir? Dördüncüsü: Zenginlik, servet, aile efradı ve adamlarının çokluğu ile yapılan kibirdir. Bunlar, güzellik, kuvvet ve ilim gibi insanın kendisinde bulunmayan şeylerle kibirlenmektir ki, kibrin en çirkini de budur. İnsanın kendi şahsında bulunmayan bir şey ile kibirlenmesi en büyük ahmaklıktır. İman etmeyenlerden, kendisinden çok daha zenginler var. Bu da şeref verseydi iman etmeyenler onu geçerdi. Kimseye karşı kibretmemeli Demek ki, kulun vazifesi; kim olursa olsun, kimseye karşı kibretmemektir. Bir cahil gördüğü zaman, "Bu adam bilmediğinden isyan etmiş olabilir, ben ise bilerek isyan ediyorum. O benden iyidir..." Bir âlim gördüğünde ise, "Bu bilerek ibadet ediyor, ben ise bilmeden yapıyorum. Çoğu ibadetlerimi belki de yanlış yapıyorum. O benden iyidir" demelidir. Yaşlı birini gördüğünde; "Bu benden daha çok Rabbimize ibadet etmiştir, üstelik Asr-ı Saâdete benden daha yakındır ve benden iyidir" demeli. Kendisinden küçük birini gördüğünde ise; "Bu benim kadar yaşamadı ve dolayısı ile günâhları da benimkinden daha azdır. O da benden daha iyidir" demelidir. Tedavi biraz zor da olsa, mutlaka yapılmalı, değilse başımıza gelecek sıkıntılara razı olmak zorunda kalacağız. Günâh işlememek için sabretmek, ateşte yanmaya sabretmekten daha kolaydır!..